Cuma, Ekim 20, 2006

Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörlük Seçimi Yaklaşıyor

Dr. Lee Jong-Wook'un Mayıs ayında ölmesiyle boşalan Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörlüğü seçimleri 9 Kasım’da yapılacak. Sağlık alanında dünyanın en etkili örgütünün tepe yöneticiliği için 13 aday var. Bu adaylardan birisi de Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nce teklif edilen Prof. Dr. Tomris Türmen.

İşte DSÖ Genel Direktörü adayları ve bazı özellikleri:

· Kazem Behbehani (Kuveyt tarafından önerildi) On beş yıldır DSÖ’de çalışıyor, son görevi dış ilişkilerle ilgili birimin sorumlu yardımcı genel direktörlüğü. İmmünoloji profesörü. Kuveyt’te tıp fakültesi dekanlığı, rektör yardımcılığı yaptı.
· Margaret Chan (Çin tarafından önerildi) Eski Hong Kong Sağlık Bakanı. 2003’ten beri DSÖ’de çalışıyor, son görevi bulaşıcı hastalıklarla ilgili birimin yardımcı genel direktörlüğü.
· Julio Frenk(Meksika tarafından önerildi) Meksika Sağlık Bakanlığı yaptı. Sağlık örgütlenmesi ve sosyoloji alanlarında doktorası var. DSÖ’de son görevi kanıt ve bilişim politikalarıyla ilgili biriminin üst yöneticiliği.
· David Gunnerson (İzlanda tarafından önerildi) İzlanda Sağlık ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Daimi Sekreteri
· Nay Htun (Burma tarafından önerildi) BM destekli Barış Üniversitesinde profesör. UNDP ASG/ Asya- Pasifik Bölgesi direktörlüğü yaptı.
· Karam Karam(Suriye tarafından önerildi) Lübnan Sağlık ve Turizm Bakanı.
· Bernard Kouchner (Fransa tarafından önerildi) Gastroenterolog. Sınır Tanımayan Doktorlar ve Yeryüzü Doktorları örgütlerinin kurucularından. Globus insani yardım örgütü başkanı, BM Kosova Misyonu eski yöneticisi. “inasni müdahele” (humanitarian intervention) kavramını ortaya atan kişi. Fransa Sağlık ve İnsani Yardım Bakanlarından
· Pascoal Mocumbi (Mozambik tarafından önerildi) Jinekolog. Mozambik’te Sağlık Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı ve Başbalanlık görevlerinde bulundu. Halen Avrupa ve Gelişmekte Olan Ülkeler Klinik Denemeler Ortaklığı (EDCPT) Yüksek Temsilcisi
· Shigeru Omi (Japonya tarafından önerildi) DSÖ Batı Pasifik Bölgesel Ofisi Başkanı. SARS’la ilgili çalışmalarıyla tanınıyor.
· Alfredo Palacio Gonzales (Ekvator tarafından önerildi) Ekvator Başbakanı. Kardiyolog. Eski Sağlık Bakanı. 18 Ekim 2006'da adaylıktan çekildiği açıklandı.
· Pekka Puska (Finlandiya tarafından önerildi) Uluslararası Ulusal Halk Sağlığı Enstitüleri Birliği(IANPHI) Başkan Yardımcısı. Finlandiya Ulusal Halk Sağlığı Enstitüsü eski başkanı. DSÖ’de Bulaşıcı Olmayan Hastalıkları Önleme ve Sağlığı Geliştirme Birimi direktörlüğü yaptı.
· Elena Salgado Mendez(İspanya tarafından önerildi) İspanya Sağlık ve Tüketiciler Bakanı
· Tomris Türmen (Türkiye tarafından önerildi) DSÖ’de 14 yıldır çalışıyor, son görevi aile ve halksağlığı ile ilgili birimin üst yöneticiliği. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu. ABD ve Kanada'da çocuk sağlığı ve hastalıklarıyla yenidoğan ihtisası yaptı. Sağlık Bakanlığı AÇSAP Genel Müdürlüğü ve Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcılığı görevlerinde bulundu. DSÖ'de gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde toplum sağlığı alanında çeşitli çalışmalar yürüttü. Dr. Türmen, DSÖ'deki göreviyle, uluslararası kuruluşlarda 'en yüksek seviyedeki Türk memuru' olma sıfatını taşıyor.

DSÖ Yönetim Kurulu adayları nasıl değerlendiriyor?

Öncelikle adaylar işin gerektirdiği temel özelliklere sahip olup olmadıklarına bakılıyor.
Bu özellikler teknik ve idari yeterlilik olmak üzere iki ana başlıkta toplanabilir.

Adayın teknik yeterliliği üç ölçüte göre değerlendirilir:
1- 5-10 yıllık küresel sağlık pratiği ya da araştırma deneyimi var mı?
2- kanıtları politikaya dönüştürme konusunda kanıtlanmış bilimsel kapasitesi ve yeterliliği var mı?
3- düşük ya da orta gelirli bir ülkede sağlık sistemini yönetme konusunda doğrudan deneyim sahibi mi?

Bu ölçütler göz önüne alındığında ilk 5’e giren adaylar: Frenk, Karam, Mocumbi, Omi ve Puska.

İdari beceriler de 3 gruba ayrılabilir:
1- yüksek düzey politik deneyim,
2- karmaşık bir örgütü yönetme ve sonuca gitme konusunda kanıtlanmış yetenek,
3- güçlü iletişim ve savunma becerisi.
Burada da yine 5 aday öne çıkıyor: Chan, Frenk, Gunnarsson, Kouchner ve Palacio. Görüldüğü gibi hem teknik hem de idari beceri kümlerinin kesişim alanında tek bir isim var: Frenk.
Frenk, Mocumbi ve Karam 2. defa aday gösteriliyorlar.

DSÖ Genel Direktörlü Nasıl Seçilir?

Yönetim Kurulu’nun Başkanı, Genel Direktör seçimini yapacağı toplantıdan en az 6 ay önce 192 üye ülkeye aday teklifi yapmaları için bildirimde bulunulur. Toplantıya iki ay kalana kadar aday teklifi yapılabilir.

Aday tekliflerine adayın özgeçmişi ve öncelikler ve straejilerle ilgi vizyonunu içeren en fazla üç sayfalık bir belge eklenir. Bu belgede
· adayın güçlü bir teknik ve halk sağlığı geçmişi olma,
· yoğun bir uluslararası sağlık deneyimi,
· örgütsel yönetim yeterliliği,
· halk sağlığı liderliği yaptığına dair kanıt,
· kültürel sosyal ve politik farklılıklara duyarlılık,
· DSÖ çalşımalarına güçlü bir adanmışlık,
· sağlıklı olma,
· örgütün çalışma dillerinden en az birisini çok iyi bilme
gibi kriterler uyduğu özellikle vurgulanmalıdır.

Yönetim Kurulu Başkanı teklif mektuplarını toplantıdan bir ay önce açarark çalışma dilleri olan Arapça, Çince, İngilizce, Fransızca, Rusça ve İspanyolcaya çevirilerini yaptırır ve incelelemeleri için 34 kişiden oluşan Yönetim Kurulu üyelerine ulaştırır.

Yönetim Kurulu toplantısında seçim dört aşamada gerçekleşir:
1. YK adayların asgari şartları taşıyıp taşımadığını belirler
2. Bir ya da birkaç tur gizli oylanma ile aday sayısını 5’e indirir
3. Bu beş aday 30 dk. DSÖ’nün gelecekteki öncelikleriyle ilgili vizyonlarını sundukları, 30 dk. da sorlara cevap verdikleri bir mülakattan geçirilirler
4. Genel Direktör seçimi. Seçimde hiçbir aday yeterli oyu sağlayamazsa her defasında en az oy alan aday diskalifiye edilerek bir aday yeterli oyu alana kadar seçim turları sürdürülür. Belirlenen aday 192 üyeli ana karar organının onayına sunulur.

Richard Horton, The Lancet dergisinde yayınlanan değerlendirmesinde adayları küresel sağlık deneyimi, politika oluşturma kanıtları ve ülke sağlık sistemleri yönünden değerlendirdikten sonra Frenk, Kouchner ve Puska’ya en fazla şans tanıyor. Richard Horton’a göre Genel Direktörlük yarışının favorisi Meksikalı Julio Frenk.

Frenk önceki dönemde de aday gösterilmiş, ABD’nin desteklediği bir aday olmasına karşın seçilememişti. Öte yandan daha önceki seçimin favorisi olarak gösterilen Mocumbi’nin seçimi kaybetmesi kimsenin DSÖ Genel Direktörlüğü’nü çantada kekelik görmemesi gerektiğini düşündürüyor.

DSÖ Genel Direktörü seçimine hakların sağlığı perspektifinden bakan Halkın Sağlığı Hareketi (People’s Health Movement, PHM) ise Genel Direktör adaylarına bir mektup yazarak aşağıdaki soruları yöneltti:

1. Önümüzdeki on yılda DSÖ için öncelikleriniz neler olacak?
2. Temel Sağlık Hizmetleri’ni güçlendirmek için küresel bir strateji geliştirilmesi sizin için bir öncelik midir? Öncelikse Toplumsal Temel Sağlık Hizmetleri’ni güçlendirmek için ne öneriyorsunuz?
3. Halk Sağlığı Hizmetleri sistemlerinde özelleştirme sonucu ortaya çıkan etkisizliklerin ve eşitsizliklerin bu sistemlerde oluşturduğu hasarın onarılması ihtiyacı noktasında nerede duruyorsunuz?
4. Küresel Sağlık İnisiyatiflerinin ve hastalığa-özgül inisiyatiflerin sayısında hızlı bir artış var. DSÖ’nün bu durumu denetlemesi için neler yapacaksınız?
5. Zararlı etkileri olan ticaret anlaşmaları(örneğin TRİPS)na karşı halk sağlığının korunmasında DSÖ’nün daha etkili bir rol oynamasını nasıl sağlayacaksınız?
6. Değişik ortaklıklar ve işbirlikçileri DSÖ’ye sağlığı geliştirici etkinlik konusundaki görüşlerini onaylatmak için baskı yapıyorlar. DSÖ bu baskılara nasıl direnecek?
7. Zengin ülke hükümetlerinin, özellikle de ABD’nin DSÖ politikalarının gelişiminde dengesiz bir biçimde etkili olmasını nasıl önleyeceksiniz?
8. DSÖ içinde sivil toplum kuruluşlarının etkisinin arttırılması için ne öneriyorsunuz?
9. DSÖ, doktorların çokluğu, sosyal bilimlerden, hukuk, ekonomi vb. tıp dışı disiplinlerden kişilerin ise yokluğu nedeniyle yıllardır eleştirilir. Sizin bu konudaki görüşünüz nedir? DSÖ içinde disiplinler ve uzmanlar arasındaki bu dengesizliği gidermek için ne yapacaksınız?
10. Başkanlar göreve başladıklarında genellikle “Çalışanlarımız bizim en önemli kaynağımızdır” derler. DSÖ çalışmalarında bu önemli kaynağın rolünü nasıl arttıracaksınız, yönetimde çalışanların daha çok temsilini nasıl sağlayacaksınız?
11. Birçok kişi DSÖ Afrika Bölgesel Bürosunun kapasitesinin arttırılmasının özellikle gerekli olduğunu ileri sürüyor. Bu görüşlere katılıyorsanız neler yapacaksınız?
12. Mayıs 2008’de raporunu yayınlayana kadar Sağlığın Sosyal Belirleyicileri Komisyonu’nun çalışmalarını nasıl destekleyecek ve geliştireceksiniz, önerilerinin gerçekleştirilmesini nasıl sağlayacaksınız?

Adayların bu kritik sorulara verdikleri karşılıklar PHM’nin http://www.phmovement.org/ adresinden ulaşabilen web sitesinde yayınlanıyor.

Derleyen: Toplum Sağlığı Araştırma ve Geliştirme Merkezi Derneği adına Dr. Nazmi Zengin

ULUSAL GIDA GÜVENLİĞİ KURUMU” KURULMALIDIR

Bilindiği gibi beslenme insanoğlunun en temel gereksinimlerinden birisidir. Bu nedenle gıdalarla ilgili olarak ortaya çıkabilecek fiziksel, kimyasal, biyolojik ve benzeri her türlü tehlikenin giderilmesi için alınacak önlemlerin bütünü olarak tanımlanabilecek olan gıda güvenliğinin yaşamsal bir önemi vardır. Üstelik bu yaşamsal önem sadece belirli bir zaman diliminde yaşayan bireylerin ya da toplumların değil gelecek nesiller üzerindeki etkilerinden, olası kümülatif toksik etkilerinden de kaynaklanmaktadır. Bu açıdan bakıldığında gıda güvenliği ile ilgili suçlar doğrudan insan türüne karşı işlenmiş suçlar olarak yorumlanabilir.

Gıdalar tarladan ya da ahırdan soframıza gelinceye kadar geçen süreçte gerekli duyarlılık gösterilemediği takdirde insan sağlığını tehlikeye sokabilecek birçok işlemden geçmekte, bulaşmalara, bozulmalara maruz kalabilmektedir. Üretim aşamalarından nihai tüketiciye kadar uzanan zincirde sürekli olarak, hijyen standartlarına uyulmasını, her bir ürünün güvenli olmasını sağlamak için gıda güvenliği kontrol sistemleri geliştirilmiştir. Bu sistemlerin kurması, sürekliliğinin sağlanması ve desteklenmesi çağdaş bir toplumun olmazsa olmazları arasına girmiştir. Gıda sektörü için geliştirilen Tehlike Analizi ve Kritik Kontrol Noktaları (Hazard Analysis and Critical Control Points, HACCP) standardı ülkemizde TSE tarafından kabul edilerek TS 13001 olarak yayınlanmıştır. Gıda ya da gıda ambalajı sektörlerinde çalışan firmalarda hijyen ve tüketici sağlığı açısından önem arzeden noktaların tespit edilmesi ve bunların sıkı denetim altında tutulmasını öngören bu sistemin ülkemizdeki gıda sektörünün tamamında yaşama geçirilmesi bizleri güvenli gıda tüketmek açısından oldukça rahatlatacaktır. HACCP’le paralel olarak Gıda Kalite Güvencesi (Food Quality Assurance, FQA), İyi Üretim Uygulamaları (Good Manufacturing Practices, GMP), İyi Hijyen Uygulamaları (Good Hygiene Practices, GHP) sertifikasyonalarının sağlanması ülkemiz için hem uluslar arası pazarlarda rekabet edebilmenin hem de Avrupa Birliği sürecinde bir uyum zorunluluğu olduğu kadar kendi insanımıza saygının bir gereği olarak da değerlendirilmelidir.

Yıllardır kanun hükmünde kararnamelerle yönetilmeye çalışılan gıda üretim ve denetim işlerinde akıl almaz bir karmaşa ve çok başlılık hakimdi. Bu çok başlılığı gidermek için çıkarılan 5179 sayılı Gıdaların Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair Kanun da durumu düzeltemedi. Konuyla uzaktan ya da yakından ilgili hemen hemen herkesin dilinde “çok başlılık giderilmeli” sözü var. Ancak bu sözden neredeyse her devlet kurum ve kuruluşu “bu konuda tek yetkili ben olmalıyım” sonucunu çıkartıyor. Avrupa Konseyince yayımlanan AB178/2002 sayılı tüzüğüe uyum için hazırlanan Gıda Kanunu Tasarısı’na kısaca bir göz atıldığında Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın bu yaklaşım biçiminin tipik bir örneği olduğu kanısı uyanıyor insanda. Oysa gıda konusu birçok bileşenden oluşan ve Tarım ve Köyişleri Bakanlığı gibi altyapısı ve eleman sayısı yetersiz bir Bakanlığın altından kalkamayacağı bir iştir. Sağlık Bakanlığı’nın 2004 yılında imzalanan bir protokolle gıda konusundaki yetkilerini bu bakanlığa devretmesiyle başlayıp bugünlere uzanan süreçte yaşadığımız kaos da bunun en açık kanıtıdır.

Toplum Sağlığı Araştırma ve Geliştirme Merkezi Derneği olarak halihazırdaki karmaşadan çıkış yolu olarak önerimiz bünyesinde konuyla ilgili tüm paydaşların temsilcilerini bulunduran “Ulusal Gıda Güvenliği Kurumu”nun kurulmasıdır. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, tüketici örgütleri, Türk Tabipleri Birliği, Türk Veteriner Hekimleri Birliği, Gıda Mühendisleri Odası, Kimya Mühendisleri Odası, Makina Mühendisleri Odası ve Ziraat Mühendisleri Odası gibi meslek kuruluşları ve mesleki dernekler, gıda üretim ve pazarlama sektörü mutlaka Kurum’da temsil edilmelidir. Dünyada gıda konusundaki gelişmeleri yakından izleyen, kurallar belirleyen ve planlar yapan bu Kurum kararlarını olabildiğince kamu istişaresine açık biçimde almalı ve her aşamada halkı bilgilendirmelidir. Ancak böyle bir kurumdan ülke çapında örgütlenerek yerel yönetimleri tamamen devre dışı bırakması da beklenmemelidir aksi halde doğumsal bir sakatlıkla dünyaya gelen, tek olmaya tek ama hantal, büyük ama etkisiz bir “otorite” ortaya çıkmış olur. Bu nedenle dünyadaki eğilimleri göz önüne alarak gündelik uygulamalarda yerel yönetimleri de işin içine katan bir yapılanma sorunlarımızı en aza indirmekte yararlı olacaktır.

(AB Veteriner Platformu E-Bülteni Sayı 4'te yayınlanmıştır)