Türkiye Yazarlar Birliği Konya Şubesi’nden sevgili Ümit Taşkesen'in davetini aldığımda doğrusu bir çoğunu ismen tanısam da cismen ilk kez bir arada bulunacağım bir otobüs dolusu eli kalem tutan insanla birlikte yapacağım geziden hoşnut olup olmayacağım konusunda tereddüt etmiştim.
Konya-Aksaray yolundan her geçişimde adeta "Orada bir han var uzakta/ Gitmesek de görmesek de o han bizim hanımızdır" diyerek teğet geçtiğim Sultanhanı'nı yakından görmek heyecan vericiydi. Burada değerli kültür ve sanat adamı Prof. Dr. Haşim Karpuz hocanın verdiği bilgiler "han"ın "hamam"ın ne olduğunu iyice anlamamıza vesile oldu.
Aksaray'a girdiğimizde kavun içi montu ve siyah gözlükleriyle Keram İşkan karşıladı bizi. Konya'nın Aksaray ellerine gönderdiği bir "fevkalade büyükelçi" olarak değerlendirdiğim Kerem İşkan, gezimiz boyunca en ufak ayrıntılarla bile ilgilendi. Onun ve yeri gelince yılanı deliğinden çıkaran, yeri geldiğinde de taşı gediğine koymaktan geri durmayan dili ile Ahmet Köseoğlu'nun olağanüstü çabaları ile sevk ve idaredeki müstesna başarıları olmasaydı programım tam zamanında bitirilmesi asla mümkün olamazdı.
Aksaray Kültürparkı’ndaki mükellef kahvaltıdan sonra Eğri Minare'yi ve şehrin sahibi Somuncu Baba'yı ziyaret ettik. Selime, Aksaray'dan çıktıktan sonraki ilk durağımızdı. Usulüne uygun olarak restore edilmediği besbelli olan kümbetinde yatan Selime Hatun'u yol kenarından doğru selamladıktan sonra Selime Katedrali'ni örmek üzere tırmanışa geçtik. Rehberimiz Alev Hanım efradını cami ağyarını mani açıklamalarıyla oralarda kadim zamanlarda neler olup bittiği konusunda aydınlandık.
Belisırma yolunun Eyiste Deresi yolundan daha riskli olup olmadığı tartışmasını noktalayamadan kendimizi Melendiz Çayı kenarındaki lokantalardan birinde bulduk. Aksaray Telekom Müdürü olan Beyşehirli hemşehrimiz Ahmet Bey'in kültür ve sanata verdiği desteğin bizi ağırlamakla kalmayacağını, Aksaray'ın tarihiyle ilgili kitaplara da destek verebileceğini öğrenmek gönlümüzü genişletti.
Güzelyurt'un nazik kaymakamının otobüsümüzü teşrif ederek bize "hoşgeldiniz" demesi ve en kısa süre içinde en yüksek verimi alabileceğimiz bir gezi için imkanlarını seferber etmesi büyük incelikti. Hengameci Sokak’ta kendimi yüzyıllar öncesinde, Kilise Camii'nde Anadolu'nun İslamlaşma döneminde, Sivişli Kilisesi'nde mübadelenin hemen öncesinde hissettim. Bu sözlerimin tarihsel gerçeklikle örtüşmediğinin farkındayım, ama insanın duygu dünyası zaman zaman gerçekliği aşmasa ne insanın “homo erectus”tan öte bir varlık olması, ne de şimdiki kültür ve sanat birikimini yaratabilesi mümkün olabilir miydi?
Vadiler benim için hep çekici olmuştur, en çok da tabanından akan su ve etrafındaki yeşillik. Tabii ki söz konusu olan Ihlara Vadisi olunca işin içine bir de inanç faktörü de giriyor. Hangi inançtan olursa olsun, insanların zulme karşı direniş öyküleri gönül tellerimi titretir. Ne zaman Ihlara'ya varsam İsa peygamberin safiyeti ve o safiyete bağlı bir yaşam kurmak isteyen insanlar gelir gözlerimin önüne. Bu duygularla Yılanlı Kilise'ye ulaştığımda içeridekilerin dışarı çıkmasını bekleyen kalabalık, içeri girdiğimde karanlıktan neredeyse hiçbir şeyin görülemediği bir ortamda patlayan flaşların görme duyumu iyiden iyiye felç etmesi beynimde bugüne dair düşünceler uyandırdı: Sadece vadiye iniş çıkış değil, bu alandaki tüm ziyaretçi hareketleri ciddi düzenlemelere tabi tutulmalı, iç mekanların aydınlatılması için aklı ve gönlü mecz edecek çözümler üretilmeli.
Akşamüzeri daha ayrıntılı olarak tanıma fırsatı bulduğumuz Aksaray Kültürpark'ı şehirlerimizin muhtelif yerlerinde adeta mezbelelik halindeki alanlarda betondan bunalan insanlar için nasıl çağdaş soluklanma alanları yaratılabileceğinin güzel bir örneği. Beni tek rahatsız eden nokta benzer alanlar hizmete sokulamazsa buranın şehrin kalabalığını taşıyamayıp çökeceği düşüncesi oldu.
Bir hakkı teslim etmek adına "Hoca, reklam yapıyorsun" ithamını göze alabileceğim nadir mekanlardan biridir Aksaray’daki Ağaçlı Tesisleri. Yıllar içinde hizmet birimlerinin ve hitap ettiği müşteri kitlesinin büyümesine rağmen kalitesinde en ufak bir azalma olmayan bu güzel tesiste verdiği akşam yemeğinde Aksaray Valisi Sayın Sebati Buyuran'la birlikte olmak bizim için bir onurdu. Sebati Bey'in öğrencilik yıllarında Hisar dergisi'nde çalışmış olduğunu öğrenmek, Aksaray'da kültür, sanat ve turizm faaliyetlerinin gelişmesi için şevkle çabaladığını görmek günün yorgunluğunu unutturan güzelliklerdendi.
Saat 23:30'da Konya'ya ulaştığımızda gözlerimizden ağır ağır gelen uykunun ağırlığının yanı sıra hafızalarımızdan uzun süre silinmeyecek sanat, kültür ve tarih dolu bir gün geçirmiş olmanın mutluluğu okunuyordu.
Cumartesi, Haziran 09, 2007
Çarşamba, Haziran 06, 2007
İÇİNDE BELEDİYE BAŞKANI ADI GEÇEN BİR YAZI
Anlatırlar… Zamanın güçlü partisi belediye başkanlarını toplamış, genel başkan huzurunda her başkan yaptığı icraatları anlatmış. Sabırla tüm anlatılanları dinleyen genel başkan sonunda mikrofonu eline almış ve “Bana yaptığınız yolu, döşediğiniz kaldırımı falan anlatmayın! Onlar zaten göreviniz, tabii ki en iyi şek,ilde yapacaksınız …” demiş.
Bir dostumun “Ne büyük bir genel başkan” diye gözlerinin içi ışıldayarak anlattığı bu manzara ne yalan söyleyeyim orada bulunan beş-on kişiden bir tek beni etkilememişti. Etkilememişti çünkü belediyelerimizin kahir ekseriyetinin henüz yol, kaldırım vb. sorunların üstesinden gelemediğini biliyordum.
***
Giderek hareketsizleşen, hareketsizleştikçe de sağlıksızlaşan bir toplumun sağlığı için kaygılı bir hekim olarak her zaman, her yerde, her şartta ve her çeşidiyle hareket etmeyi savuna gelmişimdir. Bazıları gibi hareket denince özel mekanlarda, özel zamanlarda, özel giysilerle yapılan sporları anlamıyorum. Bahçede çalışmayı, merdiven inip-çıkmayı, hele hele de yürümeyi hareketli yaşamın herkese, her keseye uygun seçenekleri olarak görüyorum. Yürüme beden ve ruh sağlığı açısından yararlı olduğu kadar belli mesafeler için zararları ve riskleri hergün daha da belirginleşen otomobille ulaşıma sıfır maliyetli ciddi bir alternatiftir.
Bu nedenle yürümeyi teşvik amacıyla Batı ülkelerinde dev kampanyalar düzenleniyor, akıl almaz diyebileceğimiz paralar sarf ediliyor.
***
Peki bizde durum nedir?
***
Otomobille ulaşım hala bir toplumsal statü göstergesi olarak algılandığından bizde yürümeye meraklı sayısı oldukça az. Bu nedenden olsa gerek belediyelerimiz yürüyen azınlığın değil otomobilli çoğunluğun hizmetinde olmayı önemsiyorlar( demokrasiyi çoğulcu yönetim biçimi değil de çoğunlukçu yönetim biçimi olarak algılarsanız bu durumu çok doğal da bulabilirsiniz). Ancak belediye yetkilileri günü kurtaran değil, geleceğin sağlıklı şehirlerinin temellerini atan kişiler olarak populizme pabuç bırakmadan aklın, bilimin ve çağdaş dünyanın gereklerini yerine getirmek zorundadırlar.
Bu nedenle çok önemli hizmetlere imza atan Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Tahir Akyürek ve Meram Belediye Başkanı Sayın Refik Tuzcuoğlu bir sabah saat 08:30 civarında eski SSK (yeni Konya Eğitim ve Araştırma) Hastanesi civarını bir dolaşmalılar. Örneğin Piyale Sokak’a girerek “Benim yaya vatandaşım nereden yürüyecek? Hay Allah! Biz yeni yeni caddeler açarken, köprülü kavşaklar inşa ederken nasıl olmuş da yıllardır var olan bir sokağın kaldırımını unutmuşuz (ya da var olan kaldırımın işgal edilmesine duyarsız kalmışız)?” demeliler.
Daha önce defalarca dile getirdiğimiz bu hastane çevresindeki trafik, yaya kaldırımı, park vb. sorunların çözülmesi için bencileyin sıradan vatandaşların konuşmasının-yazmasının etkili olabileceğini düşünmüyorum, çünkü sıradan olmayan bir vatandaşın (bir önceki valimiz Sayın Atilla Osmançelebioğlu’nun eşinin) içinde bulunduğu bir otomobilin bu çevrede kaza yapması bile buralardaki sorun yumağına hakkıyla el atılmasına yetmedi. Bendeniz sadece duyarlı bir vatandaş olarak tarihe not düşmek istedim.
O kadar…
Bir dostumun “Ne büyük bir genel başkan” diye gözlerinin içi ışıldayarak anlattığı bu manzara ne yalan söyleyeyim orada bulunan beş-on kişiden bir tek beni etkilememişti. Etkilememişti çünkü belediyelerimizin kahir ekseriyetinin henüz yol, kaldırım vb. sorunların üstesinden gelemediğini biliyordum.
***
Giderek hareketsizleşen, hareketsizleştikçe de sağlıksızlaşan bir toplumun sağlığı için kaygılı bir hekim olarak her zaman, her yerde, her şartta ve her çeşidiyle hareket etmeyi savuna gelmişimdir. Bazıları gibi hareket denince özel mekanlarda, özel zamanlarda, özel giysilerle yapılan sporları anlamıyorum. Bahçede çalışmayı, merdiven inip-çıkmayı, hele hele de yürümeyi hareketli yaşamın herkese, her keseye uygun seçenekleri olarak görüyorum. Yürüme beden ve ruh sağlığı açısından yararlı olduğu kadar belli mesafeler için zararları ve riskleri hergün daha da belirginleşen otomobille ulaşıma sıfır maliyetli ciddi bir alternatiftir.
Bu nedenle yürümeyi teşvik amacıyla Batı ülkelerinde dev kampanyalar düzenleniyor, akıl almaz diyebileceğimiz paralar sarf ediliyor.
***
Peki bizde durum nedir?
***
Otomobille ulaşım hala bir toplumsal statü göstergesi olarak algılandığından bizde yürümeye meraklı sayısı oldukça az. Bu nedenden olsa gerek belediyelerimiz yürüyen azınlığın değil otomobilli çoğunluğun hizmetinde olmayı önemsiyorlar( demokrasiyi çoğulcu yönetim biçimi değil de çoğunlukçu yönetim biçimi olarak algılarsanız bu durumu çok doğal da bulabilirsiniz). Ancak belediye yetkilileri günü kurtaran değil, geleceğin sağlıklı şehirlerinin temellerini atan kişiler olarak populizme pabuç bırakmadan aklın, bilimin ve çağdaş dünyanın gereklerini yerine getirmek zorundadırlar.
Bu nedenle çok önemli hizmetlere imza atan Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Tahir Akyürek ve Meram Belediye Başkanı Sayın Refik Tuzcuoğlu bir sabah saat 08:30 civarında eski SSK (yeni Konya Eğitim ve Araştırma) Hastanesi civarını bir dolaşmalılar. Örneğin Piyale Sokak’a girerek “Benim yaya vatandaşım nereden yürüyecek? Hay Allah! Biz yeni yeni caddeler açarken, köprülü kavşaklar inşa ederken nasıl olmuş da yıllardır var olan bir sokağın kaldırımını unutmuşuz (ya da var olan kaldırımın işgal edilmesine duyarsız kalmışız)?” demeliler.
Daha önce defalarca dile getirdiğimiz bu hastane çevresindeki trafik, yaya kaldırımı, park vb. sorunların çözülmesi için bencileyin sıradan vatandaşların konuşmasının-yazmasının etkili olabileceğini düşünmüyorum, çünkü sıradan olmayan bir vatandaşın (bir önceki valimiz Sayın Atilla Osmançelebioğlu’nun eşinin) içinde bulunduğu bir otomobilin bu çevrede kaza yapması bile buralardaki sorun yumağına hakkıyla el atılmasına yetmedi. Bendeniz sadece duyarlı bir vatandaş olarak tarihe not düşmek istedim.
O kadar…
Kaydol:
Yorumlar (Atom)