Perşembe, Haziran 15, 2006

ELEŞTİRİ OLMADAN NE BİLİM OLUR NE DE UYGARLIK

Dünya genelinde durumun nasıl olduğu konusunda bir şey söylemek için bilgi birikimimin yetersiz olduğunu itiraf edeyim, ama en azından makam, mevki ve güç sahibi insanlarımızın izince gitmeye çalıştığı Batı toplumlarında eleştiriye çok değer verildiğini kendi mesleki alanımdan biliyorum. Mesleki bilimsel dergilerde dünyada bir numara olarak bilinen bir bilim adamının makalesine sıradan bir uzmanın, hatta asistanın yönelttiği eleştiriler, o konuda sorduğu sorular ve yaptığı öneriler yayınlanır. O bir numaralı bilim adamı bu yazılara verdiği karşılığa içten olduğunu kalbinizde hissedeceğiniz bir teşekkürle başlar ve eleştirilere açıklama getirir, sorulara cevap verir, gerekiyorsa “eleştirinizde / önerinizde çok haklısınız, biz bunu akıl edememiştik” der. Hiç kimse bu eleştirilerden gocunmaz. Hiç kimse “sen kim oluyorsun da benim makalem üzerine söz söylüyorsun!” diye hiddetlenmez., çünkü herkes bilir ki “ortak akıl” ancak böyle tecelli eder. Batı uygarlığı bugün dünya genelinde gıpta ile bakılan bir konumda ise bunu eleştiriye açık olması, eleştirilerden yararlanmayı bilmesi / becermesi sayesinde elde etmiştir.

Eleştiriye olumsuz bir anlam yükleyen, eleştireni sevmeyen, hatta zaman zaman çok ileri giderek sorular sormayı ya da masum önerilerde bulunmayı bile eleştiri kapsamında değerlendirerek tavır alan bir toplumda yaşıyoruz. Eleştiri derken kuşkusuz hiçbir temele dayanmayan keyfi değerlendirmeleri, hakaretamiz ifadeleri kast etmiyoruz. Temelsiz ifadelerin zaten boşuna nefes tüketmek olduğunu, hakaretamiz ifadelere ise en iyi cevabın hukuk yoluyla verildiğini biliyoruz.

Acaba bizim toplumumuzda eleştiriden neden bu kadar korkuluyor? Eleştiren niçin kale alınmıyor ya da gah alaya alınarak gah fiziksel ya da sosyal güç kullanılarak susturulmaya çalışılıyor?

Bizde söyleyen, yazan ya da edip eyleyen genellikle bilginin değil gücün sahibidir. Bu nedenle bilgiye dayanan eleştiri karşısında verdiği cevap güçle oluyor. Böyle olmak da zorunda çünkü bilgiyi elde etmek ayak oyunlarıyla olmuyor, bilgi ancak çalışmayla, çabalamayla elde edilebiliyor. O da yetmiyor, bilgiyi içselleştirebilmek için işin içine gönlünüzü de koymanız, bir tür “aşk içre” olmanız gerekiyor. “Bilginin efendisi olmak için çalışmanın kölesi olmak gerek” diyen Balzac ne kadar güzel söylemiş. Ya her çiçekten bal aldıktan sonra “Gönül Felsefesi”nin peşine düşen Prof. Dr. Ahmet İnam’a ne demeli? “Avam”ımızı geçtik, “havass”ımızdan kaç kişi İnam’ı ve felsefesini biliyor ve anlamaya çalışıyor?

Birkaç gün önce yerel gazetelerimizden birinde Prof. Dr. Ali Osman Koçkuzu’nun bir köşe yazısını okudum. “Hadi hadi yürü! Herkes işine baksın!” başlıklı bu yazıyı özellikle internet erişimi olan okuyucularımızın kolayca bulup okuyabileceklerini sanıyorum. Sayın Hocamızın bırakın eleştiriyi, soru sormaya bile tahammülsüzlüğün toplumumuzda hangi raddeye geldiğini çok güzel bir biçimde, bizzat kendi yaşadığı bir olaya dayanarak gözler önüne seren bu yazısı 10 Mart 2006 tarihinde not defterime yazdığım şu satırları aklıma getirdi:

“Kimse kendi mesleki alanına yöneltilen eleştiriyi sevmiyor. “bana işimi mi öğretiyorsun?” yaklaşımı ilerlememizin önündeki en önemli engellerden biri. Çocukluğumda doğramacı ustalarına iş sahipleri “ustam ben şöyle istemiştim, şurasını azıcık şöyle yapıversen” dediklerinde ustaların çiviyi, keseri ya da rendeyi bir yana fırlatıp “çok biliyorsan buyur sen yap!”diyerek çekip gittiklerine defalarca şahit olmuşumdur. Alaylı ustaların böyle önerileri guru meselesi yapıp hiddete kapılmaları bir dereceye kadar anlayışla karşılanabilir belki, ama yüksek tahsil yapmış, makamlara mertebelere ulaşmış, milletin emanetini omuzlarına almış kişilerin eleştiri ve önerilere tahammülsüzlüğünü anlamak mümkün değil.”

Bütün medeniyetler gibi çağdaş medeniyet de eleştiri üzerine kurulmuştur. Biz çıtayı çok yükseklere, “çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkmak” noktasına koymuş bir milletiz. Böyle bir milletin yaşadığı bir ülkede eleştiriye kulak tıkamak, onu engellemeye çalışmak “gaflet, dalalet, hatta hıyanet”tir.
------------------------------------------------------------------------------------------------
Bu dünya yapıp ettiklerimizin yankılanıp bize döneceği bir dağdır. Mevlana C. Rumi

Hiç yorum yok: