Cumartesi, Temmuz 01, 2006

HEKİMLİK ÜSTÜNE FELSEFİ BİR SOHBET

A. Klinik tecrübenin, değil de bilimsel araştırmanın daha iyi tedavi metotlarına götürdüğü inancı var. Her hastalığın, aranıp bulunması mutlaka gerekli, alabildiğine teorik bir direkt sebebi olduğu fikri de bu inançla ilişkili. Radyodiagnostik işlemlerin de, tanısal cerrahinin de, biopsi ve benzeri işlemlerin de kaynağı bu.
B. İyi ama dostum, olanları başka türlü nasıl ortaya çıkaracaksın?
A. Nabzı, idrarı, cildi… muayene ederek.
B. Bu yolla hastalığa sebep olan belli bir bozukluk bulamazsın ki?
A. Kim demiş hastalığa lokalize edilebilen bir hadise sebep olur diye? Hastalık, hayat sürecinde yeri tespit edilebilen bir çok değişimi ihtiva etmekle beraber sebebi bulunamayan bir yapı değişikliği de olabilir. En iyi teşhis vücuttaki ağırlık, nabız, adale kuvveti gibi genel değişikliklerin nazarı itibara alınmasıyla konabilir.
B. Bundan daha iyisini biliyoruz dostum. Tek hücreliler biolojisi…
A. Tek hücreliler biyolojisi lokalize edilebilen olaylarla uğraşıyor, benim bahsettiğim süreçleri ise gözardı ediyor.
B. Fakat insan vücudu ile hayat sürecini kuran tek hücrelilerin biyolojik süreçleridir.
A. Bu belirli bir sahada hayli başarılı olmuş bir hipotez -ama kim demiş bu sahanın dışında da başarısını devam ettirecek diye? Ayrıca tek hücreli biyolojisinin sonuçları minimum bir direnç çizgisi takip edilerek ulaşılan sonuçlar… Karmaşık problemler düpedüz bir yana iteleniyor.
B. Anlamamız gerekiyor!
A. Hastayı gözden çıkararak mı?
B. Ne demek istiyorsun yani?
A. Bak dostum, anlaşılıyor ki senin hekimliğinin tesiri faraziyelerinin uygunluğuna bağlı olacak. Uygunsuz faraziyeleri son kerteye kadar götürmeye çabalamak hastaya ciddi zararlar verebilir. Dahası, bu yolla sınırı bulacağımız da çok şüpheli.
B. Niye bulamayacakmışız?
A. Dostum, hekim teşhis koyar, tedavi şeklini belirler, bu büyük bir operasyon olabilir. Tedavisini uyguladıktan sonra bazı sonuçlar elde eder. Diyelim ki sonuç beş sene daha sürünüp sonra ölen bozulmuş bir vücut oldu. Hekime yanıldığını kim anlatacak?
B. Teftiş kurullarının yaptığı incelemeler…
A. Hekimlerin sakat bırakmayı görev addetmesine, hastaların da sakat kalmayı hak saymasına bakarsan bu teftiş kurallarını nereden bulacaksın? Mesela frengiyi ele alalım. Uzun zaman çok tehlikeli bir hastalık olarak kabul edilmişti. Modern antibiotiklerin ortaya çıkışından önce çoğunlukla organizmaya ciddi zararlar verecek şekilde tedavi ediliyordu. Çok kısa bir süre önce tedavi edilmemiş hastaların %85’inin hayat süresinin mutad uzunlukta olduğu, %70’inden fazlasının herhangi bir hastalık belirtisi göstermeden öldüğü bulundu. Aynı şeyler tedavisi organizmaya ciddi zararlar veren başka hastalıklarda da olabilir. Çoğu erkeğin prostatında kanserli hücre çoğalması görülür ancak küçük bir kitleyle sınırlı kaldığı için zarar vermez. Bilhassa Almanya’dakiler olmak üzere hekimler ne olur ne olmaz diyerek rutin biopsi tavsiye ederler. Biopside çoğu kere kitlenin bir kısmı çıkarıldığından metastazlar başgösterir. Bu pek çok tümör rezeksiyonu işleminde, bilhassa göğüs kanseri mevzubahis olduğunda Halstead metodu denen işlemde de böyledir. Bunlar lüzumsuz, tehlikeli ve denetim altına alınamayan proçeslerin başlamasına imkan veren işlemlerdir. Bütün bunlar da hekimlik mesleğinin, daha sıkı bir inceleme gereğini idrak etmeksizin doğru kabul ediverdiği faraziyeler yüzündendir.
B. Eee, çözüm ne peki?
A. Çözüm çok basit, bırak kim ne istiyorsa onu yapsın!
B. Bu da ne demek oluyor?
A. Dünyada türlü türlü hekimlik var.
B. Sihirbaz hekimler falan mı diyorsun?
A. Dur dostum, hemen alaycı olma. İşler öyle basit değil. Resmi bilginlerin tanımadığı ancak muntazam bir şekilde işleyen, bir tür felsefeye dayanan, uzunca bir süredir uygulanan hekimlik türleri var.
B. Mesela?
A. Mesela; Hopi hekimliği, akupunktur, Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’nde mevcut binlerce kocakarı ilacı, inançla tedavi…
B. İnançla tedavi mi? Dalga geçiyorsun benimle herhalde.
A. Bu konuda bir bilgiye mi sahipsin?
B. Yoo, ama…
A. Ama hemen vur abalıya deyip kestirip atı- yorsun. Bir dinle hele! Batı tıbbının dolaşım bozukluğu grubuna soktuğu, akupunktur meridyenlerinin bozulmasıyla sonuçlanan yapısal hastalıklar var. Meridyenlerin lokalizasyonu elektrik yardımıyla yapılabilir. Meridyenler boyunca cildin direnci düşüktür. İnançla tedavi esnasında terapistin meridyenlerinin aynen hastanınkiler gibi bozulduğu bulunmuştur. İnançla tedavi yapan kişi bir şekilde hastalığı üstlenir, ancak onun vücudu hastalığı yenebilecek güçte olduğu için sonuçta hem o hem de hasta iyileşir. Sonra homeopati, hidroterapi ve benzeri birçok hekimlik biçimi var. Bunların hepsinde ortak olan şu: teşhis metotları organizmaya dokunmuyor, tedavileri asla Batılı hekimlerin önerdiği tedaviler ölçüsünde ağır olmuyor. Bu nedenle önce bu tür tedavilerin denenmesi tavsiye edilebilir.
B. Sen şimdi ciddi ciddi hekimin hastasını sihirbaz hekimlere göndermesini mi istiyorsun?
A. Bak sevgili dostum, kullandığın kelimeler tıp tarihini, mevcut tıp ekollerini ne kadar az bildiğini gösteriyor. Hekimlikten bihabersin, bilim konusunda malumatın az… Az ama yine de doğru hekimliğin bilimsel hekimlik olduğunu düşünüp gerisine sövüyorsun. Sövmek senin cahilliğini gösteriyor ama durum daha da kötü. Şimdiye kadar sadece Batı toplumlarında insanların başına gelenlerden söz ettimse de bu cahilane cüret bütün kültürleri düzeltip kendi “medeni hayat projeleri” ne uydurmaya çalışmıştır. Batı kültür ve medeniyeti çerçevesine girmeyen insanlar bulunalıdan beri bunların “adam edilme”si bir ödev sayılmıştır. İlkin Hıristiyanlığın kabul ettirilmesiydi bu adam etme, sonra bilim ve teknolojinin hazineleri geldi. Böylelikle hayatları bozulan insanların ellerinde eskiden sadece hayatlarını sürdürmeye değil varoluşlarına bir anlam da vermeye yarayan bir yolları vardı. Bu yollar genellikle zorla empoze edilen teknoloji harikalarından çok daha faydalıydı. Batılı anlamdaki gelişme şurada burada biraz işe yaramış olabilir, mesela intan hastalıklarının önlenmesinde, ancak Batılı düşüncelerle teknolojinin kendiliğinden iyi olduğuna, dolayısıyla da mahalli faktörler gözardı edilerek dayatılabileceğine körü körüne inanmak yıkım oldu. İkide bir yıldız falını ileri sürmemin nedeni bu dostum. Yoksa yıldız falına bayıldığım falan yok. Bu konuda yazılanların çoğunu gördükçe beni hafakanlar basıyor ama yıldız falı bilginlerin kendi yetki sahası dışındaki olgularla nasıl uğraştıklarına dair bulunmaz bir misal. İncelemiyorlar, çamur atıyorlar. Neyse lafı uzatmayalım da yine hekimliğe dönelim. Batıdaki hastalar artık sık sık farklı hekimlik seçenekleri arasında bir seçim yapmak mecburiyetinde kalıyor. Öyleyse neden seçim alanlarını daha da geniş tutarak farklı tıp sistemlerini arasında bir seçim yapmasınlar? Sonuçlara katlanmak zorunda kalacaklar, bilimsel hekimliğin doğru cevabı verdiğini gösterir bir güvence yok, önerilen tedaviden korkmak için pek çok sebep var. Hem başka tıp sistemleri çoğunlukla bir bütün olan ananelerin önemli parçalarından biridir, dini inançlarla bağlantılıdır, geleneğin içinde yer alanların hayatlarına bir anlam verir. Özgür bir toplum başka geleneklerin onlar hakkında ne dediğine bakılmaksızın bütün geleneklere eşit hakların verildiği bir toplumdur. Öyleyse, başkalarının fikirlerine saygı, daha az kötü olanı seçmek, ilerleme imkanı- bütün bunlar diğer tıp sistemlerinin ortalığa çıkıp bilimsel sistemle özgürce yarışma fikrini destekliyor. İşte bu noktada dostum, başlangıçtaki sorumuzun karşılığını buluyorsun; hasta olmanın ya da sağlam olmanın ne demek olduğunu kim belirleyecek? Sen bilimsel hekimler diyorsun. Ben ise kişi hangi geleneğin içindeyse bu gelenekçe belirlensin diyorum. Özel hayat şekilleri olsa olsa “öğrenildikten” sonra bilimsel olarak incelenebilir, bunlar bir dili öğrenir gibi onu oluşturan faaliyetlere katılarak öğrenilmelidir. Burada hastasını tanıyan, huyunu-suyunu, inançlarını bilen aile hekiminin üstünlüğü açıkça ortaya çıkıyor. Bu tip bir hekimle karşılaştırıldığında modern bilimsel hekimler kendi hastalık ve sağlık kavramlarını çoğu kez düpedüz absürd bir tedavi kılığı altında dayatan faşist otoritelere benziyorlar.

(Paul Feyerabend’in, Three Dialoges on Knowledge adlı kitabından çeviridir)
------------------------------------------------------------------------------------------------

Hiç yorum yok: