Perşembe, Temmuz 19, 2007

ŞURADAN BURADAN

UNESCO 2007’yi Mevlana Yılı ilan etmiş mi, etmemiş mi? Bunlara girmeyeceğim. Elimde belgeler falan olmadığından değil, bir anlamda önemsemediğim için. Biz bu yılı Mevlana Yılı ilan etmişiz ya… Bence bu mensubu bulunduğum halk açısından UNESCO’nun ilan etmesinden daha önemli.

Mevlana Yılı dolayısıyla yaptırılan logonun çok cılız olduğunu, ilk bakışta dikkatleri çekmediğini ve önümüz yıl devlet kurumları tarafından tedavülden kaldırıldığında hemen herkesin kısa sürede unutacağını söylemek beni tabii ki memnun etmiyor. Bu konularda bendenizden çok daha fazla söz söyleme yetkisini haiz kültür ve sanat adamları dile getirirler diye uzunca süre sustum. Belki bazı dostlarımız bu yazdıklarımıza kızacaklardır ama ayan beyan olan ancak herkesin üç maymunları oynadığı bir gerçeği daha fazla söylemeden de duramazdım.

***

Belediyelerimizin en temel görevlerinden birinin insanlarımıza rahatça yürüyebilecekleri kaldırımlar temin etmek olduğunu bu köşede yazalıdan beri bir ayı aşkın bir süre geçti.
Kamuya açık alanlarda eleştirel konuşmalar yaparken, basın organlarında eleştirel yazılar yazarken isim zikretmenin ne derece netameli bir iş olduğunu hakkel yakin derecesinde bilen biri olarak isim de zikretmiştim ama ne adını andığım saygıdeğer yetkililerden bir cıt çıktı ne de açık bir biçimde yayaların hakkını ihlal ederek vatandaşa zulmedenlere dur denildi. Hatta vatandaşın biri işi daha da ileri götürerek karşı kaldırımı ( oraya kaldırım denilebilir mi, o da ayrı bir mesele) da işgal etti.

“Gereğini bilgilerinize arz ederim.”

***

Yeni bir şey yapmak bozuk bir şeyi düzeltmekten daha kolaydır. Bu cümleyi çok çeşitli vesilelerle hepimiz defalarca duymuşuzdur. Kuşkusuz bu cümlede ifade edilen hüküm doğrudur. Doğrudur ama bu doğruya mahkum olup kalmak her zaman doğru olmuyor.

Örneğin şehrin muhtelif yerlerinde onca bozuk yol varken onları o haliyle bırakıp yeni caddeler açmak ne kadar doğrudur? Hele de onarmadığınız sokaktan yüz kişi geçerken bu açtığınız caddeden 15 kişi bile geçmiyorsa …

***

Karatay Belediyesi gösterişten uzak hizmetleriyle tabiri caizse “sessiz ve derinden” giden bir belediyemiz. Sayın Başkan Mehmet Hançerlioğlu’nun önümüz dönemin yıldızı yükselen isimlerinden olacağını zannediyorum.

Sağ olsunlar mail adresimize gönderdikleri e-postalarla yaptıkları programlara, törenlere davet etmişler. Açıkça teşekkür ediyorum kendilerine. Tabii ki davetlerine icabet edemedim. Hem de çok istediğim halde. Peki ama neden derseniz onu da söyleyivereyim. Davet mesajları çoğunlukla aynı gün, nadiren de bir yarım gün önce ulaşıyor da ondan. Ama yine de teşekkür ediyorum Sayın Başkan’a nazik davetlerinin tümü için.

***

Şikayetçi olmanın kolay, yapmanın zor olduğunu biliyorum. Ama benim bu köşeden dillendirdiğim şikayetler yapılması zor olan şeylerle ilgili değil. Bunların kolayca düzeltilmesi mümkündür. Hatta “bütün saadetler mümkündür”…

BÜTÜN SAADETLER MÜMKÜNDÜR

Bütün saadetler mümkündür...
Şu kapının açılması,
İçeri girivermen,
Bahar, kuşlar, gündüz.
Ve bütün dünya
Bir an içinde gürültüsüz.
Bütün saadetler mümkündür...
Bahtsızların biraz gülümsemesi...
Körlerin gün görmesi,
Mümkündür bütün mucizeler...
Ana, baba, evlât, bütün kaybolanlar...
Ebedî bir sabahta buluşmamız bir daha.
Ölüler! Hepimiz için yalvarın Allah’a...
BUGÜN SUSACAĞIM

Bugün susacağım, canım bir şey yazmak istemiyor. Susacağım, ama görevimi de savsaklamayacağım. Ben susacağım, alıntılar konuşacak bugün.

Niye mi susuyorum? Biraz sıcaktan, biraz da duvara konuşuyormuşum hissine kapıldığımdan herhalde.

***

Duvara konuşmak denilince hemen aklıma belki yüzlerce defa dinlediğim ama her dinlediğimde de gülümsemekten kendimi alamadığım o fıkra gelir:

Kudüs'te görevlendirilen bir gazeteci, Ağlama Duvarı'nın önünden her geçişinde, yaşlı bir Musevî'nin orada öyle durup dua ettiğini fark etmiş. Bir hafta, iki hafta... Sonunda adamla bir röportaj yapmaya karar vermiş. İzin alıp teybini açmış, sormuş adama:
- Adınız?
- David. Polonya Yahudisiyim. Yaşım 65. Smalla'da bir manav dükkânım var. Evliyim. İki çocuğum Tel Aviv'de bir çiçek serasında çalışıyor.
- Sizi her gün burada, Ağlama Duvarı'nın önünde, dua ederken görüyorum.
- Evet, her sabah dükkânı açmadan buraya gelirim. Dünya barışı ve insanların kardeşliği için dua ederim. Öğle tatilinde bu sefer insanların mutluluğu, acıların sona ermesi için Yaradan'a yalvarırım. Akşam da, eve dönerken, bu kez dürüst ve iyi insanların esenliği için dua ederim. Cumartesi günümü de burada, yine dua ederek geçiririm.
- Ne güzel! Kaç senedir bunu sürdürüyorsunuz?
- İsrail’e göçtüğümden beri, yani 40 yılı geçti. Gazeteci çok etkilenmiş, heyecanla sormuş:
- 40 yıldır her gün dua ediyorsunuz. 40 yıldır yılmadınız. Bugün nasıl bir duygu içindesiniz, neler hissediyorsunuz?
Uzun, uzun iç geçirmiş yaşlı Musevî; sonra bezgin bir sesle cevap vermiş:
- Vallahi artik bilemiyorum, demiş. İçimde, sanki duvara konuşuyormuşum gibi bir his var...

***

Nedense benim de içimde öyle bir his var…

***

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nda ve Karayolları Trafik Yönetmeliğinde “yaya kaldırımı” şöyle tanımlanıyor:

“Karayolunun taşıt yolu kenarı ile gerçek veya tüzel kişilere ait mülkler arasında kalan ve yanlız yayaların kullanımına ayrılmış olan kısımdır.”

Türk Standartları Enstitüsü tarafından yayınlanan “Şehir İçi Yollar - Yaya Kaldırımı Koruyucu Engelleri - Tasarım Kuralları" El Kitabı”na göre, kaldırımlarda aranacak nitelikler ise şöyle sıralanıyor:

-Kısmen hemzemin kesişmeli, yarı erişme kontrollü çevre yollarında, yaya kaldırımı genişliği en az 1.50 metre olmalı.
-Yaya kaldırımı yapılması gerekli olmayan hallerde 0.75-2 metre genişliğinde banket yapılmalı.
-Bölge bağlantı, bölge içi toplayıcı, bölge içi ve servis yollarında taşıt yolunun her iki tarafına en az 2 metre genişliğinde yaya yolu yapılmalı.
-Ön bahçesiz yapı düzenine sahip yollardaki yaya kaldırımı, en az 2.50 metre genişliğinde, yaya trafiğinin yoğun olduğu ticaret, büro, resmi daireler gibi benzeri kullanımların yer aldığı merkezi iş bölgelerinde ise yaya kaldırımı genişliği, en az 5 metre olmalı.
-Yol genişliğinin el vermediği hallerde 3 metreye kadar genişlik inebilir. Ancak şehrin yapılaşmasına açık meskun alanlardaki yollarda yapılacak yeni düzenlemelerde yaya kaldırımı genişliği 1 metreden az olamaz.
-Yaya kaldırımında yayanın emniyetle yürümesine mani olacak çiçeklik, taş veya demir gibi her türlü engellerle, elektrik direği, trafik işaret direği, ilan levhaları ağaç ve benzeri elemanlar bulunmamalıdır.
-Yaya kaldırımında bordür taşı üst seviyesi taşıt yolu üst kaplamasından en fazla 0.15 metre yükseklikte olmalıdır.
-Yaya kaldırımının eğimi yüzey sularının akıtılması için taşıt yoluna doğru yüzde 2-3 oranında olmalıdır.
-Bordür taşı 0.70 metre ile 1 metre boyunda ve 0.15-0.20 metre genişliğinde olmalıdır.
-Yaya kaldırımı, parke taşı, beton döşeme blokları kolay sökülüp tekrar kullanılabilir malzemeyle kaplanmalıdır.
-Yaya kaldırımı üzerine yapılan alt yapıya ait rögar, baca kontrol ve benzeri tesislerin kapakları kaplama yüzeyiyle aynı düzlemde olmalıdır. Ayrıca, yayanın ayağının takılacağı beton veya demir baba veya diğer herhangi bir çıkıntı, bitmiş kaplama taşında topukların girebileceği genişlikteki delikli yüzeylerden kaçınılmalıdır.

***

Alıntılarımızı Necip Fazıl’dan bir dörtlükle noktalayalım:

Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.

***

Kaldırımlara gereken önemi vermeyenlerin Necip Fazıl’ı gerçekten sevdiklerine inanalım mı?

Çarşamba, Temmuz 11, 2007

BİR TIP DERGİSİNDEN ÇEVİRİ
Bu hafta İngilizlerin ünlü tıp dergisi British Medical Journal’da sürekli yazar olan Dr.Trisha Greenhalgh’dan yaptığım bir çeviriyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Ünlü tıp dergisinden yapılan çevirinin bir günlük gazete köşesinde yer almasını tuhaf karşılayabilirsiniz. Ama şunu hatırlatmak isterim İngiltere gibi ülkelerde tıp dergileri sadece hekimlerin anlayabilecekleri bir dille yazılmış teknik konuların yer aldığı dergiler değillerdir. O dergilerde sosyal konular da, dinsel konular da, cinsel konular da yer alır. Ve kanaatimce İngiltere’nin hala dünyanın sayılı ülkelerinden bir olarak kalması bu bütüncül anlayışa bağlıdır.
***
ÜÇ NUMARALI ODADA KİMİN YATTIĞINI DUYDUN MU ?
Bir keresinde peritonit tanısıyla hastaneye alınmıştım.Ulusal Sağlık Sigortası'nın ameliyat yatağı sırasına giren çoğu hasta gibi,Acil Servis'te saatlerce kaldım. Nihayet yatırıldığım bölümün doktoru geldi ve beklettiği için özür diledi.Sonra bana çarpıcı bir yudum morfin yazdı.
Daha önce bu hastanede iki yıl asistan olarak çalışmıştım.Yarım günüm vital bulgularımı tabelaya kaydetmek için ikide bir ortaya çıkıveren hemşireler sayesinde bir uyuyup bir uyanmakla geçti.
Bir ara perdenin kenarından bir kafa uzandı,kim olduğunu çıkartamadığım(ama beni çok iyi tanıyan) bir intern sırıtarak konuşmaya başladı.
"Burada olduğunu John'dan duydum.Neyin var ? Apandisit mi ? Jinekolojik bir şey mi ?"
"Bilmiyorum." Sesimin kaybolup gittiğini duyabiliyordum.
Başka sorular da sordu,abuk sabuk konuşmuş olmalıyım
"Ooo! Unut gitsin. Dosyana bakayım. "
Bir süre sonra daha aşina simalar göründü; hastaneye yattığımı kantinde duyduklarını söylüyorlardı. Tabelama baktılar, serumumun damlalığı ile oynadılar ve geçmiş olsun dileyerek uzaklaştılar. Dışarıdaki bankonun önünde filimlerim hakkında tartıştıklarını duyabiliyordum.
Bunların hepsi sekiz yıl önce olmuştu. Geçtiğimiz birkaç hafta içinde çalıştıkları hastaneye yatmak zorunda kalan üç doktorun daha hikayesini dinledim.Hepsinin başı uzaktan tanıdıklarından oluşan ziyaretçi kalabalıklarıyla derde girmişti. Az sayıda da olsa bazı davetsiz misafirler orada çalıştıkları ve hastayı tanıdıkları için hastaya ait kayıtlara bakma, hatta tedavi hakkında fikir yürütme hakkını kendilerinde görüyorlardı.
Hastamıza ait ayrıntılı bilgileri arkadaşlarıyla ya da tanışlarıyla tartışmayı reddetmek ve meslektaşlarımızla bazı bilgileri sadece gerektiğinde paylaşmamız gerekiyor. Ama hangimiz aynı standartları hastaların bizi hiç ilgilendirmeyen kişisel bilg,ileri konusunda uygulayabiliyoruz ?
Bir daha hastaneye düştüğümde, yakın arkadaşlarım olmayan kişilerce ziyaret edilmek istemiyorum.Arkadaşlarıma gelince, tıp eğitimi almış olsunlar ya da olmasınlar, rahatsız olduğum şeyleri onlara söyleyecek ve hastalığım hakkında benim onlara açıkladıklarım dışında araştırmalara kalkışmamalarını tembihleyeceğim.
***
Sağlıklı haftalar dileğiyle…