Cumartesi, Mayıs 20, 2006

YÜRÜMEK YA DA YÜRÜMEMEK!

Yaya hakları ile ilgili ulusal ve uluslararası belgeleri bu köşeden yayınlayalı neredeyse bir yıl olacak. İtiraf edeyim ki Konya’da ilk kez yayalarla ilgili hakların dile getirilmesinin kamu ve sivil kesimde, özellikle de “hak mücadelesi” verdiklerini düşündüğüm insan hakları ile ilgili çalışmalar yapan sivil toplum kuruluşları nezdinde yankı bulacağını düşünerek heyecanlanmıştım. Ama aradan geçen zaman sürecinde anladım ki trafikle ilgili kamu birimlerimiz otomobillerin daha hızlı seyretmesiyle, insan hakları ile ilgili derneklerimiz başörtüsü ya da anadilde eğitim gibi ulusal çaplı konularla ilgilendikleri için “yaya” gibi kimseye ne ekonomik ne de siyasi kazanç getirmeyen zavallı varlıklarla ilgilenmiyorlar. Tabii ki onların ilgilenmiyor olması başkalarının ilgilenmemesini gerektirmiyor. Biz toplum olarak otomobili yüceltmek için her türlü gayreti sarf ederken bu yollardan yıllar önce geçmiş olan uluslar “bireyleri nasıl yürümeye teşvik edebiliriz?”in peşine düşmüşler. ABD ve Avrupa’da sağlık bakanlıklarından ve belediyelerden tutun da üniversitelere kadar her kurum ve kuruluş toplumu yeniden yürütmeyi başarmak için cansiparane çalışmalar yapıyorlar. Sivil toplum kuruluşları ise bırakın bu konulara duyarsız kalmayı en önde gidiyorlar, kamu kurum ve kuruluşlarını hem destekliyorlar hem de denetliyorlar.

Yürümek konusunu gündeme getirmem Selçuklu Belediyesi’nin hazırladığı bir broşür dolayısıyla. Halkla paylaştığı bir vizyonu olan, misyonunu bir stratejik plan çerçevesinde gerçekleştirmeye çalışan bir belediye olmakla benzerlerinden hemen ayırd edilen bir konuma sahip olan Selçuklu Belediyesi’nin “Herkesin Egzersizi Yürümek” başlığını taşıyan broşürü Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nden Ahmet Bilgiç tarafından bana ulaştırıldı. Bir belediyemizin halkı yürümeye teşvik için böyle bir broşür hazırlaması gerçekten tebrike şayan bir olay. Başta Selçuklu Belediye Başkanı Sayın Doç. Dr. Adem Esen olmak üzere tüm emeği geçenleri kutluyorum. Tabii ki artık dünya adeta bir köy haline geldiği için sağlıklı bir toplum oluşturmak için insanları spora, yürümeye teşvik eden, bu konuda halkı bilinçlendirmeyi amaçlayan broşürlerde bile uluslararası standartlar var. “Herkesin Egzersizi Yürümek” başlıklı broşürde bu standartların ne kadar sağlandığı konusunda Toplum Sağlığı Araştırma ve Geliştirme Merkezi olarak hazırladığımız raporu önümüzdeki günlerde Selçuklu Belediyesi yetkilileriyle paylaşacağız. Ama öncelikle yürümenin önündeki bazı engelleri sizlerle tartışalım.

Yürümek özellikle kalp sağlığına katkı amacıyla yapıldığında bazı şartların yerine getirilmesi gereken bir etkinlik. Bu tür yürüyüşün solunumu ve nabzı hafifçe yükseltecek, sırtımızı birazcık terletecek bir tempoda olması gerektiği için özel bir yol, özel bir kıyafet vs. şarttır. Ama gündelik hayatımızın bir parçası olan normal yürüme de sağlık için yararlıdır ve bu tür yürüme her halükarda yapılabilmelidir. Özellikle sabah işe giderken, akşamüstü işten eve dönerken, alışveriş için çarşıya çıkıldığında yürüme fırsatları mutlaka değerlendirilmeli ve sağlıklı bir yaşam sürebilmek için gerekli olan günde on bin adım hedefine mutlaka ulaşılmaya çalışılmalıdır. Ama nerede atacağız bu on bin adımı?

Bazı sokaklarında kaldırım olmayan, olduğu yerlerde bir standardı olmayan bir şehirde yürümek hiç de zevkli bir şey olmuyor. Hatta riskli bile olabiliyor. Bir ay kadar önce sağlığı için yürüyen bir emekli öğretmen hanımın gözlerini hastanede açtığını biliyor musunuz? Hani cahil cühela bir kişi olsa kurallara uymayan bir hareket yapmıştır derim, ama bu bir emekli öğretmen hanım… İnsanın aklına ya bu kazayı yapan sürücü özel bir çaba göstermiştir öğretmen hanıma çarpmak için ya da kazanın olduğu yolda trafik açısından bir belirsizlik, fiziksel bir eksiklik vardır diye geliyor.

Bir başka sorunumuz kaldırım işgalleri. Daha önce de değindiğimiz bir konuydu bu. Dilimizde tüy bitse de bu sorunun çözümünden sorumlu olanlar bir açıklama yapana ya da bir ilerleme olduğunu görene kadar söylemeye devam edeceğiz. Kamuya ait alanın açık bir biçimde gasp edilmesi olan kaldırım işgalleri yürümenin önündeki en büyük engellerden biridir. Maalesef genellikle esnafımızın satmaya çalıştığı malları sokağa dizmesi şeklinde görülen bu hak gaspı bazen belediye ya da şahısların diktiği ağaçlar, sürücülerin rastgele park ettiği otomobiller, daracacık kaldırımları daha da daraltan çöp konteynırları sayesinde de tezahür edebiliyor.

Yürüme deyince akla gelen mekanlardan biri de parklar. 1992 yılında Konya’ya geldiğimden beri çok sayıda güzel park yapıldığına şahit oldum. Ne yazık ki bu güzel parkların bir süre sonra müstecire verilerek halkın ücretsiz olarak kullanımına kapatılmasından tutun da içine sağlıksız yemeklerin pazarlandığı kebapçıların –daha kötüsü sigaraların tüttürüldüğü ve nargilelerin fokurdatıldığı kahvehanelerin- açılarak sağlıklı yaşam alanları olmaktan çıkartıldığına da üzülerek şahit oldum ve olmaya devam ediyorum. Park mantığı ile ilgisi olmayan bu sağlıksız rant mekanlarının kapatılması ya da dönüştürülmesi, yürüyüş kulvarlarının oluşturulması yürümeyi teşvik açısından çok önemli adımlar olacaktır.

Evet, baharın en güzel günlerini yaşadığımız bu aylar yürümenin tam da vakti. Belediyelerimizin bu konuda öncülük etmeleri de harikulade, ama “yürüyen toplum”un alt yapısını oluşturmak için kaldırımların ve parkların ıslahı şart.

------------------------------------------------------------------------------------------------Bu dünya yapıp ettiklerimizin yankılanıp bize döneceği bir dağdır. Mevlana C. Rumi

Hiç yorum yok: