Çarşamba, Mayıs 31, 2006

BİLGİ GÜÇTÜR

Uygun bir zamanınızda vereceğim şu adrese bir göz atmanızı istirham ediyorum: http://www.tfl.gov.uk/streets/downloads/pdf/A406-turkish-new.pdf . Adresten de anlaşılacağı üzere bu web sayfası İngiltere devletine ait ve Türkçe bir metni bünyesinde barındırıyor. Metnin konusunu tahmin edin bakalım? Allahın İngilteresinin kamusal web alanında Türkler için ne yazılmış olabilir acaba? İlk akla gelenler göçle, vizeyle, çalışma koşullarıyla ilgili bilgilerin olabileceği ama böyle düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Hem de çok yanılıyorsunuz. Bu web sayfasında Bounds Green’deki North Circular Yolu’nun geliştirilmesi hakkında bilgi veriliyor. Yok canım, ihale peşinde koşan yeni nesil Türk işadamlarına yönelik falan değil içerdiği bilgiler. Tüm bölge halkına olduğu gibi oralarda yerleşik Türkleri de yolculara güvenlik ve gerçek faydalar sağlayacak, çevresel amaçlı büyük bir geliştirme çalışması hakkında bilgilendirmek için hazırlanmış bir sayfa bu.

Bounds Green’de kaç Türk yaşar? Allahaşkına bırakın Bounds Green’i İngiltere’de kaç Türk yaşar? Biz burada Konya il merkezinde yediyüz küsur bin Türk yaşıyoruz da niçin şehrin içinde ya da dışında yapılan ve yapılacak yollar hakkında hiç kimse bize bilgi vermiyor?

Niçin bize bilgi verilmiyor acaba? Bunun nedeni Konya’daki belediyelerimizin Bounds Green gibi bir metin hazırlattıracak elemanı olmadığı ya da böyle bir metni web sitesine koydurma imkanı olmaması değildir herhalde, çünkü içerik zayıf olsa da bizim belediyelerimizin web sayfaları teknolojinin son imkanları kullanılarak, bir kucak para dökülerek hazırlanmıştır. Öyle ki yetkilisine "bu iş kaça patladı?" diye sorsam ticari sırra girer diye bilgi alamayacağımdan eminim.

Ahaliyi bilgilendirmemenin birinci nedeni demokrasiyi sürünün sadece dört ya da beş yılda bir seçim sandığına giderek kendini güdecek çobanı seçmesi zanneden bir anlayıştır. Bilginin güç olduğunu bilen bu anlayış sahipleri bilgiyi paylaştıklarında gücü de paylaşacaklarını bilirler. Oysa onlar gücü kutsarlar. Gücü ellerine geçirebilmek ve öylece tutabilmek içindir tüm çabaları. Dikkatinizi çekmiştir mutlaka bu anlayışın sahipleri seçimler öncesi halka hiçbir ciddi taahhütte bulunmazlar (kuşkusuz kapalı kapılar ardında daha büyük güç sahiplerine bulunulan taahhütler var mıdır bilemeyiz). Proje diye, vaad diye halkın önüne koydukları şeyler dilek ve temennilerden ibarettir. Bunun farkında olmayan bir kısım vatandaş politikacıların yalancılığından bahseder. Ben asla katılmıyorum onlara, çünkü dilek ve temennilerde yalan olmaz. Yalan ciddi sözlerde, gerçek taahhütlerde olur.

Bilgiyi halkla paylaşmamaktaki ikinci bir etken kendine güvenmemektir. Halk bazı bilgilere mülaki olursa sorular soracak, öneriler ortaya koyacak ve iş uzayacaktır. Gerçekten de böyle durumlarda iş uzar. Ancak işin uzaması bilgilendirmenin, sorular sormanın ve öneriler ortaya koymanın yanlışlığından değil kendini “iş bitirici” diye lanse eden işin başındakilerin iş bilmezliklerindendir. Çağdaş yönetim biliminin verilerinden yararlanılmazsa, o bilimin gereklerine uyulmazsa tabii ki halk arasından yükselen sesler (çatlak ses!?) birilerin ezberini bozuverecektir. Ondan sonra ayıkla pirincin taşını ...

Bu konuda bir üçüncü etkenden daha söz etmeden geçmeyelim. Bu da bizim yöneticilerdeki sürpriz yapma aşkıdır. Keçi sakallı sihirbaz nasıl melon şapkasından tavşan çıkarıp seyircileri hayretler içinde bırakıyorsa bizimkilerin de planlarını kendilerine ve yakın çevrelerine saklayıp günün birinde bomba patlatırcasına ahaliye açıklama huyları vardır. Kuşkusuz bu kişiler de birer insandırlar ve kişisel planlarını diledikleri gibi saklamak ya da açıklamak hakkına sahiptirler. Ama ahaliye yani kamuya ait işlerin planları nasıl olurda bu işin asıl sahiplerinden saklanabilir anlamak mümkün değil.

Bu yazıda Konya adının geçiyor olması, Konya belediyelerinden bahsedilmesi yanlış anlaşılmaya da sebep olmasın. Konya’da yol inşaatleri ya da diğer kamu çalışmaları hakkında yeterince bilgilenemiyorsunuz da başka bir ilde çok mu bilgilenebiliyorsunuz? Yok öyle bir şey, durum heryerde aynı. İster Atatürk’ün dediği gibi “biz bize benzeriz” deyin, ister üzerinden yıllar geçmesine rağmen hala unutulmayan bir reklamın sözlerinde olduğu gibi “yok aslında birbirimizden farkımız” deyin … Konya’dan bahsetmem sadece bu şehirde oturmamdan dolayı, Erzurum’da otursaydım Erzurum diyecektim.

Hiç yorum yok: