Öğrenciliğinden bu yana tanıdığım Ahmet’i son karşılaşmamızda çok farklı bir hava içinde buldum. Adeta beş yıl daha yaşlı bir adamın olgunluğu seziliyordu jest ve mimiklerinde.
Hoş beşten sonra bu değişikliğin nedenini bulabilmek için sondaj sorulara geçtim. Girdiği kooperatiften, birkaç ay önce dünyaya gelen yavrucaktan, dizine protez koyulan babadan, dereden tepeden sordum, konuşturdum. Asayiş berkemaldi.
Sohbetin tadı bayatlamaya yüz tutmuş çay gibi olmaya başlamıştı ki Ahmet uzun bir sessizlikten sonra yutkundu ve ağzındaki baklayı çıkardı:
“Hocam, hapishaneye ders vermeye gidiyorum…”
Ahmet öğretmendi. Hapishanede de olsa ders veriyor olması sıradan bir olaydı, yani o farklı havanın nedeni olamazdı. Ben bunları düşünürken o zoraki bir öksürükten sonra devam etti:
“Hocam. Hayata bakışım değişti…”
Ahmet’in anlattıkları hapishanede ders vermeyi sıradan bir öğretmenlik olayı olarak değerlendirmemin nasıl da büyük bir hata olduğunu anlamama vesile oldu.
***
“Sekiz yüz civarında erişkin, genel olarak sağlıklı, içlerinde yüksek öğrenimlilerin dahi olduğu, bir çoğu sanat sahibi insanımız yüksek duvarların arkasında günler, aylar, yıllar geçiriyorlar… Hep nakit, olduğu, hatta nakitten yani paradan da değerli olduğu öğretilen vakit burada boş, ama bomboş bir biçimde heba olup gidiyor. Bizim verdiğimiz dersler-kurslar kapkaran bulutlarla kaplı bir gökyüzünde görülen tek tük yıldızlar gibi. Çok güzel ama yetersiz. Dahası ders-kurs yetmiyor. Bu insanların emeğinden, kol gücünden olsun yararlanılması ülke ekonomisine belki küçük bir katkı, ama beden ve ruh sağlıklarına, topluma yeniden kazandırılmalarına büyük bir katkı olur. Hiçbir katkısı olmasa bir meşguliyet olacağı için daha az sigara içilmesine vesile olur. Burada tüketilen sigaranın hadi hesabı yok. Burada sigara içmek nefes alıp vermek gibi. Tabii ki teneffüs edilen şey zehir!”
***
Ahmet daha çok şey anlattı. “Mahpus damı” denen şeyin ne menem bir şey olduğunu, “kader kurbanları”nın kimler olduğunu Ahmet kadar olmasa bile ben de bir kez daha yüreğimin derinliklerinde hissettim. Demek ki maddi koşullar oldukça değişmiş olsa da hapishanelerimizde yaşamın temelde hala Kerim Korcan’ın Linç adlı romanında anlattığı düzende devam ediyor.
Düzenlenen dersler-kurslar için yöneticileri kutlamak bir kadirbilirlik borcu, ama artık hapishane yaşamını temelden ele alacak, değiştirip dönüştürecek projelere gerek duyulduğunu belirtmem de bir insanlık borcu.
------------------------------------------------------------------------------------------------Bu dünya yapıp ettiklerimizin yankılanıp bize döneceği bir dağdır. Mevlana C. Rumi
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder