Birkaç gün önce aidat borcumu tahsil etmeye gelen Tabip Odası görevlisi elime tutuşturmuştu kitabı “Hocam, siz okumayı seversiniz” diyerek. “oğlum siz günahınızı bile parasız vermezsiniz. Cezası ne bunun” diye sorduğumda “Sorun değil hocam, sizin gibi okumayı sevenlere hediyemizdir” cevabını aldım. Bu lafın altında kalır mıydım hiç. “Hıh” diye başladım saldırıma “hediye diye verdiğiniz şeye bak. On sayfamıdır nedir?” “Yok hocam, valla altmış sayfa” Açıp son sayfasına baktım. Gerçekten de altmış sayfaydı TÜRKİYEDE TABİP ODALARINA KAYITLI BİR GRUP HEKİMDE TÜKENMİŞLİK SENDROMU ve ETKİLAYAN FAKTÖRLER adını taşıyan bu kitap.
Oda görevlisi surat etmeden aidatını ödeyen bir üye bulmuş olmanın sevinciyle veda edip çıktıktan sonra kitabı karıştırmaya başladım. Ağustos 2005 tarihinde TTB Yayınları arasından çıkmıştı. Kitapların “önsöz”ünü okuyan sapkın bir güruha mensup olmam nedeniyle epey bir önsöz aradım, ama nafile. Kitabın bir önsözü bile yoktu. Kitaptan gıcık kapmam ve bir güzel eleştirmem için bu neden yeterde artardı bile.
Kitapların öncelikle bir başını okurum, bir de -sözüm meclisten dışarı- kıçını. Bu kitabın başında bir önsöz olmadığına göre işe kıçından, yani kaynaklardan başlamalıydım.
Kaynaklar arasında SÜ Sosyoloji Bölümü Öğretim üyelerince Konya-Karaman Tabip Odası ile işbirliği halinde Konya’da çalışan hekimler üzerinde yapılan ve tükenmişlik düzeylerini de içeren bir çalışmanın kitaplaştırılmış hali olan HEKİMLER ve HEKİMLİK (Çizgi Kitabevi Yayınları, Konya 2004) adlı kitabı göremedim. Durumu anlatıp “Ne ilginç!” diye ünlediğimde oda arkadaşım “Neresi ilginç bunun be hocam. Konya’da yapılmış diye görmezden gelinmiştir.” şeklindeki yorumuna nasıl cevap vereceğimi düşünürken dikkatimi bu konuda yapılmış ve yayınlanmış bir başka çalışmanın da kaynaklarda yer almadığı çekti. Hemen arkadaşıma cevabı yetiştirdim: “ Arkadaş, TTB çevresinde Konya ya da başka bir şehir diye ayırım yapılmaz. Bak, İstanbul’da yapılmış ve İstanbul Tabip Odası tarafından yayınlanmış bir çalışma da yer almıyor kaynaklarda.” Bir elimde Dr. Ali Özyurt’un “İSTANBUL'DA HEKİMLERİN TÜKENMİŞLİK DÜZEYLERİ” adlı kitabı, öbür elimde değerlendirmeye çalıştığımız kitap, zor ikna ettim arkadaşımı Konya’ya ayırımcılık yapılmadığına. Evet hiçbir ile ya da kimseye ayırımcılık yapılmamıştı ama konuyla ilgili iki önemli kaynak ıskalanmıştı.
Yakalamıştım işte kitabın bir eksiğini. Ama bir tane yetmezdi. Önsözü olmayan bir kitap daha fazlasını hak ediyordu. Onun için zülfikarı çekip biraz daha kesip biçmeli, kelle uçurmalıydım. Bunun için de kitabın başına gitmeliydim. Gittim de…
Kitabın başında yazdığına göre iki profesör, bir doçent ve üç doktor, ayrıca bir de kitabın sonunda TTB ve tabip odası yönetimleri dışında epidemiyoloji bilimi kapsamında katkı verdiği için teşekkür edilen bir doçent bu çalışmaya katkıda bulunmuş. Bunca değerli bilim insanının katkıda bulunduğu bir çalışmayı eleştirmeye elimiz de dilimiz de varmıyor. Ama söylemek istediklerimiz var bu çalışma üzerine. Hem de hafifsenecek şeyler değil bunlar. N'apsak da bunları zülfü yare dokunmadan söyleyebilsek derken muzipliği dillere destan bir arkadaşımız bir öneride bulundu. Ne düşünüyorsun be hocam, söyleyeceklerimizi biz söylemeyelim, başkasına söyletelim." dedi ve odadan çıktı. Yine soğuk bir şakaya maruz kaldığımızı düşünürken bizimki elinde bir kitapla içeri girdi. "Bak hocam, biz birşey demeyelim, sadece bu kitaptan alıntı yapalım. Oku şurayı, altını çizdiğim yeri bir oku. Hak vermezsen ne istersen ısmarlayacağım sana." Önce kitabın kapağına bakacak oldum ama izin vermedi. "Hele bir oku altı çizili yerleri, sonra bakarsın be adam" diye söylendi.
Başladım okumaya: "hekimlerin tümüne uygulanamayan bir anket, ancak onları temsil eden ve doğru seçilmiş bir örneğe uygulandığında sonuçları itibariyle doğru ve anlamlı olur. Bir anket için gerekli doğru örneği seçmek için bulunmuş bilimsel yöntemler ve usuller vardır."
Muzip arkadaşımı "sen bir harikasın" diyerek taltif ettikten sonra kitabın kapağına baktım. “Köşeli Yazılar” başlığını taşıyordu. Sağ alt köşede TTB’nin amblemi yer alıyordu. Yazarı ise Dr. Mustafa Sütlaş’tı. “Yahu bu kitap ne zaman yazılmış da hemen tartıştığımız çalışmanın eleştirisi çıkmış” diye düşünürken gayri ihtiyari bir hareketle yeniden okuduğum sayfaya döndüm. 134. sayfaydı. Sayfanın başında “Yanlış olan ne?” diye bir başlık vardı. 135. sayfanın son satırında ise 22.10.2001 tarihi dikkatimi çekti. “Demek ki kaçırmamışım” sözleri çıkıverdi ağzımdan. Arkadaşım “neyi kaçırmamışsın be hocam” diye sordu. Gülerek karşılık verdim:“Neyi olacak, TTB’nin çalışmasına ilk eleştiri yazan kimse olma fırsatını.” Arkadaşım oturduğu koltuktan doğrulup “Yahu hocam, eleştirsen ne, eleştirmesen ne. Dinleyen mi olacak? TTB bırak eleştirileri, bastığı kitaplardaki bilimsel verileri bile dikkate almaz. İlker Belek’in kitabını bilirsin. O kitaptaki veriler karşısında TTB ne yaptı? Tınmadı bile.” İçimden “vay be, bizim arkadaş muziplik yapmaktan başka şeyler de biliyormuş” derken telefon zangır zangır ötmeye başladı.
Ameliyathaneden çağırıyorlardı. Arkadaşıma bir müsait zamanda tamamını okumak üzere arkadaşımın kitabına el koyduğumu bildirerek odadan çıktım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder