Bu sıralar kuş gribi hakkında yazmak biraz zorunluluk, biraz da moda. Yeterince yazılıp çizildiği için ona değinmeyeceğim. En az kuş gribi kadar önemli gördüğüm, etkeni Homo economicus adlı bir virüs olan bir hastalıktan bahsedeceğim bu yazımda.
Homo economicus virüsü çok çeşitli alanlarda çalışan insanları etkiliyor. Bulaştığı kimselerde ekonomi hakkında saplantılara yol açıyor bu virüs: ekonomi hayatı sürdürebilmek için gerekli bir araç olmaktan çıkıyor, uğruna her şeyin yapılabileceği bir amaç haline geliyor.
Sağlık çalışanları hastalık etkenlerine konusunda oldukça bilgili olmalarına karşın bu etkenlerle sık karşılaştıkları için büyük risk altındadırlar. Bu durum Homo economicus virüsü için de geçerlidir ve bu virüs bulaştığı sağlık çalışanlarında “kaz gribi” adlı bir tablo oluşturmaktadır.
Hiç de alçak gönüllülük göstermeden buradan ilan ediyorum. Bu tablonun adını ben koydum ve ilk defa siz Yeni Meram okurlarına açıklıyorum. Televizyoncu dostlarımız ilgi gösterip haber bültenlerinde FLASH, FLASH, FLASH - TÜRK DOKTORU YENİ BİR HASTALIK TANIMLADI diye izleyiciye sunarsalar “ananızın ak sütü gibi helal olsun, herhangi bir hak falan istemiyorum” diyeceğime de peşinen söz veriyorum.
Tablonun adını ben koydum ama nasıl koydum? İzah edeyim. “Kaz” kısmını Başbakan’dan aldım. Hani bir kaç ay önce demişti ya “Vatandaşı yolunacak kaz görmeyin” diye. İşte o cümleden ve o cümledeki anlamıyla aldım “kaz”ı. Gribin de kuş gibinden mülhem olduğunu zaten anlamışsınızdır.
Başbakan’ın açıklaması basına “özel hastaneler vatandaşı yoluyor” biçiminde yansıdı. Konya’daki özel hastane yetkililerinin bu sözler üzerine, aradan bir hafta kadar geçtikten sonra, yaptıkları basın toplantısı ise yerel basında “yolunan vatandaş değil devlet” manşetleriyle yer aldı. Aslında bu basın toplantısında gazetelerde yeterince yer verilmeyen önemli görüşler açıklanmıştı. Örneğin, yolma işinin özel hastanelere mahsus olmadığı, devletin kendi hastanelerinde de bu işlemin tereyağından kıl çeker gibi kolayca ve sessiz sedasız yapıldığı söylenmişti. Bir de yolunmanın sadece hastanelerde değil, poliklinik, özel dal merkezi vs yerlerde de olduğunu vurgulamışlardı. Her birinin ayrı ayrı üzerinde durulması gereken bu görüşler gazete haberlerinin ötesinde devletin denetim organlarınca değerlendirilmeli, sağlık yöneticiliği ve sağlık ekonomisi ile ilgili fakültelerde araştırma konusu yapılmalıdır.
Kanımca yolunanın vatandaş mı yoksa devlet mi, yolanın da devlet hastaneleri ya da özel hastaneler mi, veyahut ayaktan tedavi kuruluşları mı yoksa yataklı tedavi kuruluşları mı olduğu önemli değil. Ortada bir yolunma var mı yok mu? Önemli olan bu. Yolunma varsa Başbakan’a düşen ise bunu ilan etmek değil, gereğini yapmaktır. Sayın Başbakan’ın konuşmasından sonra herhangi bir sağlık kuruluşuna işlem yapıldı mı? Sanmıyorum.
Aslını sorarsanız sağlık sektöründe çalışıp da hala sağlam kalabilen ve sayıları virüsün bulaşıcılığına göz önüne alındığında şaşırtıcı derecede çok olan arkadaşlarımıza gıpta etmemek elde değil. Onlar gerçek birer kahraman. Çünkü sağlık ortamı adeta “kaz gribi”ne yakalanın diye dizayn edilmiş. Örneğin, yapılan ayaktan teşhis ve tedavi hizmetlerinin faturaları sorgusuz sualsiz ödeniyor. Acilen hastaneye yatırdığı hastasını ameliyat eden bir doktorun yaptığı işlemler, istediği tetkikler, kullandığı malzemeler didik didik araştırıldıktan sonra devlet ödeme yaparken, yakın görme bozukluğu ile polikliniğe ya da dal merkezine başvuran hastaya istediğiniz kadar tetkik yapın, MR’lar, anjiolar isteyin sizin ödemeniz tıkır tıkır yapılıyor. Söylentiye bakılırsa bir özel dal merkezinin laboratuar cirosunun bir hastanenin laboratuar cirosunu geçebilmesi bundan dolayı olsa gerek.
Bunları birkaç ulusal gazetenin asla ön plana çıkarılmayan birkaç köşe yazarı dile getirdi. Yetkililerimizden çıt çıkmadı, herkes lal ü ekbem. Yerel gazetelerimizden birinde yazan bir meslektaşımız da Başbakan’ı uyardı kendi üslubunca. Yine kimse duymadı. Duymadı ama fısıltılar kesilmedi. Yetkililer bu işin üzerine gidinceye kadar da kesilecek gibi değil.
Benden söylemesi.
AH MİNEL TEKNOLOJİ!
İki hafta önce bu köşede yayınlanan “Bilgi Edinme” başlıklı yazımda tarafımdan Valiliğe yapılan, oradan ilgili birim olan Emniyet Müdürlüğü’ne havale edilen bir başvurudan sonuç alamadığımı belirtmiştim. Büyük bir titizlikle olayın üzerine eğilen Valilik ve Emniyet Müdürlüğü görevlileri yazının yayınlandığı gün yaptıkları açıklamalarla başvuruma cevap verildiğini ancak benim teknolojinin azizliğine uğradığımı anlamama yardımcı oldular. Başvuruma gönderilen karşılık, her nasılsa mail server’ım olan Yahoo tarafından “inbox”a değil, yerli yersiz reklamların, virüslü iletilerin yönlendirildiği “bulk mail” adlı kutuya yönlendirilmiş. Ben de 30-40 tanesi birikince toptan sildiğim maillerin bulunduğu bu kutuya bakmamışım. Olay bundan ibaretmiş efendim.
OKUDUKÇA
Bir sır daha var, çözdüklerimden başka
Bir ışık daha var, bu ışıklardan başka
Hiç bir yaptığınla yetinme, geç öteye !
Bir şey daha var, bütün yaptıklarından başka
Ömer Hayyam
KİTAPLAR ARASINDA
İNSANLIĞIN MAHREM TARİHİ
Theodore Zeldin
Ayrıntı Yy, 3. baskı, İstanbul 2003
Oxford Üniversitesi St. Anthony Koleji öğretim üyesi olan yazar çağımızın önde gelen düşünürleri arasında sayılmaktadır. Yirmi beş bölümden oluşan kitapta Zeldin, unutulmuşları derli toplu biçimde okuyucuya sunarak insanlık hafızasını tazelemeyi amaçlamakta.
Birlikte kural verelim Zeldin'e:
"... çağımızın özgün yanı, dikkatlerin çatışmadan bilgiye doğru yönelmeye başlaması. Felaketleri, hastalıkları ve suçları daha ortaya çıkmadan önlemek ve dünyayı bir bütün olarak ele almak, çağın yeni tutkusu. Kadınların kamusal alana adım atması, var oluşun nihai amacının fethetmek olduğunu ileri süren geleneğin reddini sağlamlaştırıyor; insanlar birbirlerinin duygularıyla, kurumlar oluşturmak ve onları yıkmaktan daha çok ilgileniyorlar.
Yine de, bütün bu yeni özlemlere karşın, insan davranışının büyük bölümünü eski düşünce biçimleri yönetiyor. Kemikleşmiş zihniyetlerin inatçılığı karşısında ne politika ne de ekonomi etkili olabilmiştir. Zihniyetler buyrukla değiştirilemez, çünkü yok edilmesi hemen hemen imkansız olan bir şeye, anılara dayanırlar. Buna karşılık kişilerin ufkunu genişleterek anılarının genişlemesini sağlamak mümkündür. Bu genişleme gerçekleştiğinde, aynı nakaratı tekrarlayarak ve aynı hataları yineleyerek yaşayıp gitme olasılıkları azalacaktır."
Bir Batılı olan yazarın Doğu ile ilgili bazı bilgi ve değerlendirmelerinin bariz yanlışlıklar içerdiğini görmek insanı rahatsız etse de 459 sayfanın tamamını sabırla okuduğunuzda düşünce dünyanızda yeni pencerelerin açılacağından emin olabilirsiniz.
İyi okumalar!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder