Pazar, Kasım 13, 2005

SAĞLIK ALANINDA REKLAMLAR

Geleneksel olarak gazete ve dergiler gelirlerini satıştan ve bu aldıkları reklamlardan sağlarlar. Bir zamanlar bu iki gelir kaynağı arasında bir denge vardı ve bu denge basın kuruluşunun ekonomik bağımsızlığının garantisi durumundaydı. Şimdilerde reklamlar temel gelir kaynağı haline gelmiştir. Bu durum artık gazete ve dergilerin toplumu haberdar etme , bilgilendirme fonksiyonunu ikinci plana itmiş neredeyse gazete ve dergiler haberler ve yazılar arasında reklam değil, reklamlar arasında haber ve yazı yayınlamaya başlamışlardır. Haber ve yazıların içinde yapılan gizli reklamlar da hesaba katıldığında reklam virüsünün yayın organlarını tamamen istila ettiği söylenebilir.

TDK Sözlüğü’nde reklamın Fransızca “réclame” kelimesinden dilimize geçtiği ve “bir şeyi halka tanıtmak, beğendirmek ve böylelikle sürümünü sağlamak için denenen her türlü yol” anlamına geldiği yazıyor. Bu tanımdaki sürüm sağlamak tabirine dikkatinizi çekmek isterim. Reklamın duyuru ya da ilandan farkı bu sürüm sağlam işinde yatıyor. Sürüm sağlamak yani talep yaratma, tüketimi özendirmek. Bunun için de reklam, duyuru ya da ilandan farklı olarak akla değil, duygulara özellikle de bilinç altına hitap eder. Bu ise, en azından bazı durumlar için insanı “ahsen-i takvim” konumundan “esfel-i safilin” konumuna indirgeyen bir yaklaşım biçimidir.

Sağlık alanında reklam yapmak da yaptırmak da çeşitli yasal düzenlemelerle yasaklanmıştır. İşin sadece yasal yanı değil ahlaki yanı da vardır. Reklamların yanlış yönlendirmeleri ne ülkemizin sağlık sorunlarının çözülmesine ne vatandaşlarımızın daha sağlıklı bir hayat sürmelerine hiçbir katkıda bulunmamakta, aksine bir yanılsama oluşturarak sorunların daha da artmasına neden olmaktadır. Hekimler açısından ise durum daha da vahimdir. Dünyanın en onurlu ve saygın mesleği sıradan bir ticarete indirgenmektedir.

Reklamların “açık reklam” türünde olanları göreceli olarak zararsız sayılabilir. Çünkü bunların formatını biliriz. Gazete ya da derginin reklam için ayrılan kısımlarında yer alan cicili bicili, özel bir dille hazırlanmış kısacık bir yazı ile adeta “ben reklamım ey okuyucu!” diye bağırır bunlar. Kuşkusuz bunlar da tanıtım ya da duyurunun ötesine taştıklarında zararlıdırlar. En zararlı olanları içlerinde “EN BAŞARILI YÖNTEM”, “SON TEKNOLOJİ” VE BENZERİ abartı sıfatları taşıyanlardır. Siz siz olun içinde “en”, “son” kelimeleri geçen ifadeleri kuşkuyla karşılayın.

Bir de “gizli reklam” var. Bu hem hekimlik hem de gazete ya da dergicilik açısından tam bir felaket. Haberci kalkıyor düğün değil bayram değil bir haber yapıyor bir hekim ya da sağlık kuruluşu ile ilgili. Hiç de gündemde olmayan bir hastalık konusunda yapılan çok başarılı tedaviler döktürülüyor, o hekim ya da sağlık kuruluşunun boy boy fotoğraflarıyla birlikte. Aşırı örneklerde haberin içinde halkın bu müthiş hizmetten kolayca yararlanabilmesi için adres, hatta telefon numaraları veriliyor ya da bu muazzam haberin yanıbaşında adı geçen kişi ya da kuruluşun reklamı/ilanı yer alıyor. Ne hekimlik ne de yayıncılık etiğine uymayan bu tür kıytırık haberler ne yazık ki bazen gazetelerimizin ilk sayfalarının tamamını bile işgal edebiliyor( ilgilenenlere isterlerse örnekler verebilirim).

Biz bunlardan şikayet ederken aldığımız duyumlara göre daha da kötü bir gizli reklam türü ortaya çıkmış ki “edep ya hu!” dememek elde değil. Şöyle imiş prosedür: Sağlık kuruluşunun elemanları “haber”i kendileri yazıyorlar, gelip CD ya da disketi anlaşılan ücretle birlikte gazete idarehanesine bırakıyorlar. Ertesi gün o haber müşterinin istediği yerde aynen getirildiği gibi yayınlanıyor. Ne bir haberci eli değebiliyormuş bu tür “haber”lere, ne de yazı işlerinden bir müdahale yapılabiliyormuş.

Durum bu, ey okuyucu! Hem sağlık hizmeti hem de habercilik özel sektör marifetiyle yapılsalar dahi öz itibarıyla kamu hizmetleridir. Reklamlarla bu derece dejenere edildiklerinde bunların kamuya hizmet edemeyeceğini herkesin anladığını sanıyorum. Benim seslenmek istediğim kesim reklamlar üzerinden elde ettikleri gelirle ceplerini doldurduklarını sanan, gerçekte ise bindikleri dalı kesmekten başka bir iş yapmayan sağlık ve yayıncılık profesyonelleri.

Beyler, bu cadde çıkmaz sokak. Lütfen, kendinize ve halkımıza daha fazla zarar vermeden dönün bu yanlıştan!

OKUDUKÇA


büyük bir şaşaadır ölüm
ebruli nurlarla gelir
öyle bir yanardağdır ki öfkesi
mutantan destur'larla gelir



sen sen ol korkma karanlıktan
dik ışık çekirdeklerini
çünkü en berrak sular bile
en yağlı çamurlarla gelir

Attila İlhan

KİTAPLAR ARASINDA

KİMLİK
Kaan Arslanoğlu
Adam Yy., İstanbul 1998

Halen Sağlık Bakanlığı Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde psikiyatri uzmanı olarak görev yapan Kaan Arslanoğlu ülkemizde "politik-psikolojik roman"ın ilk akla gelen isimlerinden biri. Roman yazmaya 1985 yılında başlamış ve sırasıyla "Devrimciler", "Kimlik", "Çağrısız Hayalim", "Kişilikler", "Öteki Kayıp" adlı eserleri vermiştir. Ayrıca "Yanılmanın Gerçekliği" adlı psikolojik-felsefi araştırma kitabı da olan yazar, eleştirmen Fethi Naci tarafından "en iyi on Türk romancısı" arasında sayılmakta…

"Kimlik" İstanbul'da tıp fakültesini bitirdikten sonra mecburi hizmet için Anadolu ilçelerinden birindeki SSK hastanesine giden Doktor Necati'nin şahsında 12 Eylül 1980 öncesinde ve sonrasında "toplum mühendisleri" tarafından şekilden şekile sokularak en yakın çevresini, hatta kendisini bile tanıyamaz hale getirilen bir kuşağın dramını anlatıyor.

Kimimizin öğrencilik yıllarındaki politik açmazlarımızı, kimimizin "mecburi hizmet yılları"mızın tanıdık ortamını, kimimizin Anadolu'da çalışan pratisyen hekimlerin zor çalışma koşullarını, ama hepimizin mutlaka kendimizden bir şeyleri bulacağı, kolay okunur bir roman "Kimlik".

Hiç yorum yok: