Pazar, Mart 21, 2010

HAVASAL(!) FİŞEKLERİ PATLATSAK DA MI SAKLASAK, PATLATMASAK DA MI YASAKLASAK?

Özellikle yaz gelip düğün dernek sezonu açılınca havai fişekler de ister istemez gündemime girer. Değişik duygular oluşturur havai fişek patlamaları ruhumda, değişik çağrışımlar uyandırır zihnimde. Mesela, her şey gibi dilin de değiştiği, kanunilerin yasal, hayatilerin yaşamsal, hislilerin duygusal olduğu bir zamanda havai fişeğin neden “havasal” fişek olmadığını sorarım kendi kendime. Bu soruya bir karşılık bulmak zor ama sanıyorum işin sırrı “havai”de yatıyor. Biz toplum olarak hava atmayı, havadan sudan şeylerle uğraşmayı, havai olmayı seviyoruz.

İki bin küsur yıl önce Çin’de icat edilen havai fişeği bizim kuşak bayramdan bayrama görürdü. Son on yıldır Türkiye’nin her yerinde yazları ağırlıklı olmak üzere her zaman havai fişek gösterilerine rastlıyoruz. Konyamızda önce tek tük, mütevazı ve mahçup başlayan patlamalar ahalinin bu işte iyi hava olduğunu, ilgili esnafın ise kaymaklı kadayıf tadında kar bıraktığını fark etmesiyle aldı başını gidiyor. Gecenin on ikisinde yanınızdaki bahçeden, arkanızdaki lokantadan, bir sokak sonranızdaki parktan atılmaya başlayan havai fişekler kokusuyla burnunuzun direğini sızlatmış, uyuyan çocuğunuzu uyandırmış, evinizin çatısına düşmüş de yangın tehlikesine yol açmış kimsenin umurunda değil. Mühim bir zatın hareminden birileri rahatsız olmadıkça, yine bu emsal zevatın bu fişekleri satan veya gösteriyi yapan ticaret erbabıyla araları açılmadıkça ya da hafazanallah depodaki havai fişek patlayıp birkaç kişi ölmedikçe sayın yetkili cinsinden kimsenin kılı kıpırdamaz.

Havai fişek patlamalarına karıştırılan tabanca, tüfek patlamalarını da bildiğiniz için aklınıza polis gelir. Ararsınız, bu belediyle ilgili bir sorundur derler. Belediyeyi ararsınız zabıtaya havale ederler. Zabıtaya söylersiniz, yav şimdi 100 lira ceza için 200 liralık masraf mı yaptırmak istiyorsunuz diye mızmızlanırlar. Efendim, saat kaçtan sonra bu işler yasaktır diye sorarsınız her ağızdan başka bir cevap alırsınız, bilgi edinme başvurusunda bulunursunuz bilmem hangi tarihte bu konu görüşülmüştü, arayın bulun derler. Son olarak “Google Hoca’ya baş vurursunuz. Antalya Valiliği’nin 2 Haziran 2008 tarihli “Antalya ili mülki hudutları dahilinde havai fişek kullanımı ve atılmasındaki usul ve esaslar” yazısını bulursunuz. Antalya Valiliği’ni kutlamak lazım. Darısı Konya Valiliği’nin başına.

İstanbul Üniversitesi Biyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Cihan Demirci, “Havai fişeklerin sesi, dumanı ve ışığıyla kuşları korkuttuğunu, sağır ettiğini, onları şoka sokarak ölümlerine bile neden olduğunu” belirtmiş. Havai fişeklerin verdiğin rahatsızlığın insanlarla sınırlı olmadığını öğrenince hem üzüldüm, hem sevindim. Üzüntüm, bir yandan sadece gösteriş olsun diye patlatılan havai fişeklerin zararının havaların gerçek hakimi olan kuşlara da zararlı olmasının verdiği üzüntü. Sevincim ise bu konuda hayvanseverlerin de desteğini alma ümidinin verdiği sevinç.

Kuşkusuz kimsenin güzel günlerini canının istediği biçimde kutlaması, sevincini göstermesi sınırlandırılmamalı. Burada tek sınır, valiliklerin yaptığı düzenlemelerden de öte, başkalarını rahatsız etmemektir. Bir yıl kadar önce Balçiçek Pamir’in Sabah gazetesinde yazdığı gibi “görmemişin fişeği olmuş” dedirtmemektir.

Tabii ki öncelikle yetkililerin harekete geçmelerini, zaten hareket halindeyseler yaptıkları düzenlemeleri, aldıkları önlemleri, kestikleri cezaları basın yoluyla halkla paylaşmalarını arzu ediyorum. Bu olmazsa, insanıyla hayvanıyla tüm canlıları aziz gören aktivistlerden yetkilileri harekete geçirebilmek için yardım ve destek bekliyorum.

Hiç yorum yok: