Bilmem doğru, bilmem yanlış, dolmuşu Türklerin icat ettiği söylenir. Batı’daki gibi büyük grupların ulaşımını sağlayan körüklü-körüksüz ya da tek katlı-iki katlı otobüsler, metrolar, banliyö trenleri ile Hacı Murat’ından Rolls Royce’una özel otomobiller arasında bir seçenek olarak dolmuş aslında hiç de kötü bir icat değil. Amma… Son zamanlarda dolmuşlarla ilgili öyle olumsuz durumlara şahit oldum ki, olmaz olsaydı bu icat dememek elde değil. Bir tanesini anlatayım bakalım siz ne diyeceksiniz, Minibüsçüler Odası Başkanımız Sayın Muhsin Dinek ne diyecekler?
Mevsim kış. Şiddetini arttıran rüzgar kar taneciklerini insanın gözüne gözüne sokuyor. Benim gibi çarşıda işini bitirip dolmuşun en arka sırasına kurulmuşların keyfi yerinde.
Fenni Fırın civarından bindiğim dolmuş neredeyse boş. Herhalde bu kış gününde kimse evinden çıkmak istemiyor. Sürücümüz bir yandan ha bire çalıp duran cep telefonuna cevap yetiştirebilmek bir yandan da belki bir müşteri çıkarsa onu da almak için oldukça yavaş ilerliyor. Eve bir an önce varmayı istiyorum istemesine ancak sürücünün ağırdan aldırmasına da takmıyorum. Sonuçta o da boş gitmesin, birkaç müşteri alıp çoluk çocuğuna ekmek parası götürsün. Dolmuşun ağır hareketleri içinde daldığım bu düşüncelerden birden bire yükselen sesler çıkardı beni.
Mesele şu… Ağır ağır giden, hatta Migros’un önünde durup acaba bir müşteri çıka mı diye resmen kontak kapatan sürücümüz Dört Yol’u geçince birden hızlanıyor ve Numune Hastanesi’nin önünde kendi elinde bir serum şişesi, hanımının kucağında birkaç aylık bir bebekle dolmuşa durması için işaret eden, hatta dolmuşun peşinden birkaç adım koşan bir karı-kocayı almadan yola devam ediyor.
Bu manzara karşısında vicdanı sızlayan bir yolcu sürücüyü uyarıyor, Şöför bey, şu garibanları da alsaydınız diye. Şöför bey bir hışmı ile, kardeşim benim dakkam dolmuş, acele etmem lazım, diye diklenince yolcu da, şöför bey tabi dakkalarınızı telefona cevap yetiştirmeye harcadınız, deyiveriyor. O anda hatlar kopuyor. Sürücümüz, in arabamdan aşağı, huzuru bozamazsın arabamda, diye dayılanıyor. Yolcu da, sen kamu hizmeti yapıyorsun, senin taahhüt ettiğin hizmete güvenerek durağa çıkmış yolcuyu almadan geçemezsin, diye diretiyor. Sürücümüz, araba benim değil mi, istediğimi alırım istediğimi almam, diyerek sıkılmış yumruğunu gösteriyor…
***
Bay sorumlu vatandaş olarak bir şeyler yapmak istiyorum. Diyorum ki dolmuşlarda mal sahibinin, sürücünün falan isimleri, resimleri olur, bir de şikayet telefonları yazar. Bu sürücümüzün adını alayım telefonla meslek odasına bildireyim. Kafamı kaldırıp ön camın üst tarafına, isimlerin, resimlerin, telefon numaralarının olduğu yere bakıyorum. Gözlerimi kırpıştırıp bir daha bakıyorum. Oğuşturup bir daha bakıyorum. Ama göremiyorum, çünkü onların yerinde sadece ücret tarifesi var.
Minibüsçüler Odası Başkanımız Sayın Muhsin Dinek’in itirazları olursa ya da bu yazıyı okuduktan sonra yaptıklarını ahaliye duyurmak isterlerse sütunumuz kendilerine açıktır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder