Henri de Toulouse-Lautrec’in bir eserine rastlayınca aklıma düştü Sadi Carnot. Kaba bir gözle bakılırsa bir biriyle yan yana gelmeyecek iki isim Toulouse-Lautrec’le Carnot.
Biri ünlü olmakla birlikte alkolik, genelev çalışanlarının resimlerini çizen, hatta geneleve yerleşip orada yaşayan, frengiden genç yaşta hayata gözlerini yuman bir ressam.
Diğeri ...
Sadi Carnot denilince aklımıza hemen lise yıllarında fizik derslerinde duyduğumuz, adıyla bilinen teoremi, makinesi, çevrimi olan, termodinamiğin ikinci kanununu bulan kişi gelir. Söz ettiğimiz Sadi Carnot o değil.
Fizikçi Sadi Carnot’nun tam adı Nicolas Léonard Sadi Carnot. 1796’da doğmuş ve 1832’de henüz 36 yaşındayken koleradan ölmüş. Salgın hastalık nedeniyle ölen bu genç bilim adamının şahsi eşyaları da hastalık bulaşır kaygısıyla kendisiyle birlikte gömüldüğünden arkada ona, onun sürdürdüğü çalışmalara ait çok az şey kalmıştır.
Bizim üzerinde durmak istediğimiz Sadi Carnot’nun tam adı Marie François Sadi Carnot. 1837’de doğmuş. Fizikçi Sadi Carnot’nun yeğeni. Ağabeyini genç yaşta kaybeden Hippolyte Carnot bu elim olaydan 5 yıl sonra doğan oğluna onun adını vermiş. Mühendislikte başlayan başarılı kariyeri Fransa Cumhurbaşkanı olarak sonlanmış. Bakın nasıl bir sonlanma...
Sadi Carnot, 24 Haziran 1894’te Sante Geronimo Caserio adlı İtalyan bir anarşist tarafından bıçaklanır ve ertesi gün ölür.
***
Çeşitli dillerde kişi adları arasında ilginç benzerlikler olabiliyor. Örneğin Selma Lagörlof’taki Selma’nın bizdeki kadın ismi ile, Finlerdeki Hakan’ın bizdeki erkek adı Hakanla bir ilgisi yok. Sadi Carnot’lardaki Sadi’yi de bu emsal benzerliklerden sanırdım. Ne kadar yanıldığımı birkaç yıl önce Sadi Şirazi hakkında bilgi toplarken anladım. Meğer Carnot’lardaki Sadi bizim bildiğimiz, çocuklarımıza koyduğumuz Sadi isminin tıpkısının aynısı imiş.
Sadi Şirazi’nin hayranı olan Lazare Nicholas Marguerite Carnot oğluna üçüncü ad olarak Sadi’yi seçmiş. Hem de ne seçim, diğer adlar sadece resmi belgelerde kalmış, ailesi dahil herkes onu Sadi olarak bilmiş, çağırmış. Ölümünden sonra yine üçüncü ad olarak yeğenine verilen bu ad, tıpkı amcasında olduğu gibi orijinal Fransızca adları unutturmuş ve koskoca Fransa’nın cumhurbaşkanı İranlı bir şair-bilgenin adıyla anılır olmuş.
Böyle bir şeyin ülkemizde olduğunu düşünebiliyor musunuz? Düpedüz Müslüman-Türk adları taşıyan siyasetçiler için bile ne yakıştırmalar yapıldığının tanığı olmayan var mı aramızda? Fransız babalar beğendikleri bir Müslüman İranlının adını çocuklarına vermişler. Ne çocuklar Müslüman olmuş, ne de Fransa İran oluyor diye kıyamet koparılmış. Büyük devlet böyle olunuyor demek ki!
***
Yazıma Henri de Toulouse-Lautrec’in bir eserinden bahsederek başlamıştım, yine o eserden bahsederek bitireyim: Söz konusu resminde başucundaki hekim kafası sarılı olarak yatakta yatan Sadi Carnot’nun nabzını alıyor. Modern zamanlar öncesinde hekimin elindeki en önemli tanı yöntemlerinden biri olan nabız alma hastaların hayati fonksiyonlarının hala takibinde kullanılıyor. Nabız almanın sanattaki yansımalarına başka yazılarda değineceğiz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder