Pazar, Mart 21, 2010

İFTARDA BULUŞMUŞLAR, SANKİ HEP BİR ARADA DEĞİLMİŞLER GİBİ

1985-1995 döneminde yoğun bir iftar trafiği yaşanmıştı Türkiye’de. İhtimaldir ki o dönemde başlatılan komünizme karşı yeşil kuşak oluşturma projesinin bir parçası olarak kurulan yüzlerce vakıf ve dernek kitlesel iftarlar düzenlemeye başlamışlardı. Sağcılar tarafından ele geçirilen odalar, yenice palazlanan holdingler, ihracatı ve reklamı keşfeden şirketler de bu kervana katılmışlardı. İnsanlar iftardan iftara koşarlar, oralarda hem yeni ortaya çıkan bir sosyal hayatın parçası olmanın, hem de sivrilmeye başlayan nevzuhur kanaat önderlerinin konuşmalarını dinlemenin mutluluğuna erişirlerdi. Tabi bu işin bir de ticari yanı vardı, kentleşme hızlanmış, o güne kadar alışık olunmayan büyüklükte lokantalar açılmıştı ve onların Ramazan falan demeden müşteri bulma ihtiyacı vardı. Dönemin kitlesel iftarları bu ihtiyaçla da birebir örtüşüyordu.

Sonra bu kitlesel iftarlarda bir azalma oldu. İnsanlar da, kurumlar ve kuruluşlar da sanki yorulmuşlardı. Toplumsal bağlam önemli ölçüde değişmişti. Zafere kadar Rusların kökünü kazımaya çalışan Afgan mücahitleri zaferden sonra bir birilerinin kökünü kazımaya başlamışlar, Bosna’daki ve Çeçenya’daki direniş herhalde içlerinde ne bizim yardımsever vatandaşın ne de Türkiye’nin bulunmağı malum güçlerin anlaşmasıyla sona erdirilmiş, devlet öğrenciler için bol miktarda yurt yapmış, öğrenci kredileri, belediyelerin verdiği burslarla da desteklenerek, olabildiğince arttırılmıştı. Yani söylenecek söz biraz azalmıştı. Bunda adına 28 Şubat süreci denen bir sürecin etkisi olduğu da muhakkak. Dernekler ve vakıflar bu süreç içinde faaliyetlerini azaltmışlar, sıradan devlet memurları, hatta ticaret erbabı, fişleniriz falan diyerek bu tür iftarlardan uzak kalmaya azami dikkati göstermeye başlamışlardı.

Bu yılki manzara iftar trafiğinde yeniden bir patlama yaşadığımızı gösteriyor. Gazetelere baktığımda derneklerin, vakıfların, odaların, holdinglerin, şirketlerin yeniden iftar verme yarışına girdiklerini görüyorum. Kitlesel iftarların toplumsal açıdan yararlı olduğuna inanan bir kişi olarak bir noktaya dikkat çekecek ve bir öneriden bulunacağım. Faturalarını umumiyetle gerçek kişilerin değil, tüzel kişilerin ödediği bu iftarlara hep aynı sosyoekonomik seviyeden (orta ve üstü) insanlar davet ediliyor. Yani parası bir anlamda bütün toplumun katkılarıyla oluşan fonlardan ödenen bu iftarlarda ne ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçlarının giderilmesi, ne de değişik sosyoekonomik seviyedeki insanları bir noktada buluşturma gibi bir gaye var. Oysa iftarlar bu çok önemli iki ihtiyacı birden gidermek için bulunmaz fırsattır. Üstelik bunu yapmak reklamınızı yapmanıza da hiç mi hiç engel olmaz.

Birkaç rast gele örnekle meramımı belki daha iyi anlatabilirim: İşadamı derneklerinden işçilerini de davet ettikleri, tabip odalarından hastabakıcıları da davet ettikleri, holdinglerden Ramazan paketi gönderdikleri aileleri de davet ettikleri iftarlar bekliyorum. Bu iftarlar o insanların belki ilk kez görecekleri ve belki de bir daha da göremeyecekleri yüksek binalardaki ya da lüks otellerdeki lokantalarda verilmeli. Tabii ki bu iftar verenlerin bu zamana kadar kendi aralarında verdikleri iftarlarda olduğu gibi hadsiz hesapsız israf yapılmaması kaydıyla.

Hiç yorum yok: