Pazar, Mart 21, 2010

SIFIRI TÜRKLER Mİ BULDU,HİNTLİLER Mİ?

Bu memlekette “büyük” denilen herhangi bir gazetenin “büyük” bir köşe yazarını izlemeye alın ve savunduğu fikirleri yıl boyu alt alta yazıp yıl sonunda bunların bir toplamasını yapın. Kalıbımı basarım % 90 ihtimal "sıfır" çıkar sonuç. Yani bu “büyük” insan yıl boyu birbirini "nakz eden" şeylere kalem sallayarak insanımızın zihnini, kamuoyunun gündemini işgal eder.

Televizyona dadanmadan önceki yıllarda karikatürcü Hasan Kaçan'ın çıkardığı mizah dergilerinde "Nasıl oluyo da oluyo?" diye pek matrak bir bölüm vardı. Konumuz ciddi olmasına ciddi ama işin trajikomik yanını göz önüne alarak biz de aynı ağızla aynı soruyu soralım: "Sahi yav! Bu iş nasıl oluyo da oluyo?"

Hemen aklıma geliveren bir kaç nedenini sıralayıverelim bu durumun: Bazı “büyük”ler her konuya maydanoz olayım derken sağlıklı düşünmeye fırsat bulamıyor. Bu türün temsilcileri siyaseti de bilirler, mimarlığı da; psikolojiyi de bilirler, tarihi de. Hele dini öyle bilirler ki İslam tarihi boyunca yetişmiş binlerce din bilgini cahil cüheladan başka bir şey değildir onların gözünde. Bazıları patronun çıkarlarını korumak için pek bi eleştirdiği "dün dündür bugün bugündür" çukurunun içinde debelenip durur. Para alan tabii ki birazcık emir de alacaktır, bu nedenle hoş görüp gidiverelim bu garibanları(!). Bazıları ise kendisini yurtdışı gezilere götürecek bir siyasiye yaranmak için sık sık kiraya verir kalemini. Böyle bir kaç yazı yaz. Sonra takıl devletlünün peşine; milletin kesesinden ye-iç-yat-kalk, Türkiye'ye dönünce de ballandıra ballandıra anlat onları köşenden. Oh ne rahat, lüküs hayat!

Bu örnekler uzar gider. Sözü daha fazla uzatmadan bu yazıyı kaleme almamda etken olan olaya geleyim. Geçen gün arşivimi gözden geçirirken çok satan bir ulusal günlük gazetenin artık basınımızın duayenlerinden diyebileceğimiz bir yazarı şunları yazmış olduğunu fark ettim:

"Fikret Mualla, Türkiye'ye döner. Ayvalık Lisesi'ne resim öğretmeni atanır.
Sonra...
"Elektriği olmayan ilçenin, resim öğretmenine de ihtiyacı yoktur" diyerek istifa eder.
Ama asıl "gülünçlü Türkiye'm manzarası" Mualla'dan resim hocalığı yapabilmesi için "akıl hastası değildir" raporu istenmesi...
Abidin Dino'yla, Bakırköy Akıl Hastanesi'ne giderler.
Mualla'nın "ruh sağlığı yerindedir" raporu alması için bir hafta yatması gerekmektedir.
Ancak...
Mualla, "ya sonra beni dışarı bırakmazlarsa" korkusu içindedir.
Ne var ki orada, Neyzen Tevfik ve Taha Carım ile karşılaşır.
Onların parasız kaldıkça gelip burada birkaç hafta geçirdiklerini öğrenir.
Kuşkuları silinir.
Ne abuk, sabuk şeyler!..
Fikret Mualla gibi bir sanatçıdan resim hocalığı yapması için "akıl hastası değildir" raporu istemek!...
Güzin Dino'yu Adana Lisesi'nde öğretmenken, kocası Abidin Dino "komünisttir" diye kovmaya kalkışmak... Ama, Güzin Hanım'ın, "Müdür bey Müdür bey beni kovmaya kalkıştığınız bu liseyi, eşimin babası bu kentte valiyken yaptırmıştı. Lise onun adını taşıyor" diye kükremesi üzerine apışıp kalmak."


Neresinden tutarsanız elinizde kalıverecek bu satırlarda beni infiale sevk eden son paragrafta okuduklarım oldu. Cümle aleme demokrasi, hak-hukuk ve çağdaşlık dersleri veren bu "abi" tutuyor devletin lisesinin müdürünü "bu okulu benim kocamın babası burada valiyken yaptırmıştı" diyen öğretmen hanımın karşısında apışıp kaldırıyor.

Bir insanın bırakın eşinin fikirlerinden dolayı devlet memuriyetinden uzaklaştırılmasını, ne kadar aykırı olursa olsun fikirlerinden dolayı en ufak bir ayrımcılığa dahi maruz kalmasını asla hoş görmem ve bunu her platformda savunurum. Ancak fikir hürriyetini ya da adaleti talep ederken "benim falanımın falanı okul yaptırmıştı" ve benzeri ham, hatta nezaketsiz sözlerin sarf edilmesine de karşıyım. O günlerin konjonktürüne uygun olarak "komünist avcılığı" yapıp üstlerine yaranmaya çalışan müdür şu soruları soruverseydi, öğretmen hanım acaba ne cevap verirdi: "Eşinizin babasının okul yaptırmış olmasının size nasıl bir ayrıcalık sağlayacağını düşünüyorsunuz? Üstelik eşinizin babası burada vali iken milletin parası ile yaptırmıştır o okulu; görevi gereği bir okul yaptırmış olmasını psikolojik baskı unsuru olarak mı kullanmaya çalışıyorsunuz?"

Hiç yorum yok: