Eğlendik(?), sevindik(?), rahatladık(?) / Peki ama biz neyi kutladık?
"Ondört Martta biz neyi kutluyoruz?" sorusunu yönelttiğim meslektaşlardan aldığım cevaplar "İstanbul Tıp Fakültesinin kuruluşunu", "Tıbbiye-i Şahane'nin açılışını", "Türk Tabipler Birliği'nin faaliyete geçişini" gibi şeylerdi.
Eminim hepimiz öğrenciyken merak saikiyle ya da hocalarımızdan duymak suretiyle 14 Mart'ta ne olduğunu öğrenmişizdir. Ne var ki yoğun işlerimiz ve "hafıza-ı beşerin nisyan ile malul olması' aklımızdan çıkarmıştır bu bilgiyi, işte özetin özeti bir hatırlatma:
Bin sekizyüzlü yılların ilk yarısıdır... Devrin padişahı II. Mahmud yeni kurulan Asakir-i Mansure-i Muhammediye'nin hekim ihtiyacını karşılamak için Hekimbaşı Mustafa Behçet Efendi'den bir okul kurmasını ister. Mustafa Behçet uzun çalışmalardan sonra kadrosunu oluşturur, müfredat belirlenir ve "Zat-ı Şahaneleri" de yer tahsisini yapar. Tıphane-i Amire veya Dar'üt-Tıbb-ı Amire adı verilen "modern anlam"daki ilk tıp okulumuz 14 Mart 1827'de Vezneciler'de Tulumbacıbaşı Konağı'nın üst katında açılır. Bu okulda eğitim süresi dört yıl, eğitim dili ise Franızca'dır.
Özelleştirsek de mi savsaklasak, özelleştirmesek de mi saklasak?
"Hastaneler özelleştirilsin"... işte sağlıkla ilgili sorunların konuşulduğu her ortamda söylenen basma kalıp bir söz. ilk bakışta akla uygun gibi gelen bu sözü biraz irdelediğimizde hastanelerin özelleştirilmesinin özelleştirmeyi kutsayanların kafalarındaki takıntı haricinde neyi çözeceği muallakta kalmaktadır.
Dikkat edilirse insanlarımızı "hastaneler özelleştirilsin"e getiren çoklukla hastane hizmetlerinin iyi yürümemesidir ve bunun en önemli sebebi de birinci basamak sağlık hizmetlerinin gereğince verilememesidir. Dolayısıyla, sağlık ocaklarını/semt polikliniklerini ıslah etmeden, sevk zincirini işletmeden hastaneleri özelleştirmeye kalkışmak devenin kulağındaki sivilceye operasyon uygulamak gibi bir şey olacaktır. Kanaatimce bozuk olan, işlemeyen/işlettirilmeyen birinci basamak sağlık hizmetleri oiduğuna göre özelleştirmeden bir medet umuluyorsa hemen özelleştirtirilmesi gereken yer sağlık ocakları olmalı değil midir?
Bu söz uzar gider... Sonuç olarak söyleyeceğim şudur: "Alt yapı problemlerini halletmemiş ve gelir dağılımını adil hale getirmemiş bir ülkede "özelleştirme"nin her derde deva bir macun gibi sunulması tam anlamıyla "absürd" bir iştir..."
İki yüzü keskin bıçak:Tıbbi ilaç/gereç sektörü ve hekim
Hekimlerin mesleklerini uygulamaları için tıbbi ilaç/gereç sektörünün gerekliliği inkar edilemez. Ne var ki bu sektör artık hekimlere yardımcı olmaktan çıkmış, adeta onları yönlendiren, onları aracı/pazarlamacı olarak kullanan bir konuma gelmiştir. Bir taraftan liberal/kapitalist ekonominin üikemize daha bir yer-leşmesi, diğer taraftan "mantar gibi biten" tıp fakültelerinden yeterli bilimsel ve etik nosyonu almadan mezun olan hekimler... işte size bu durumun sorumlusu gibi görünen iki faktör. "Gibi görünen" diye bilinçli olarak söylüyorum çünkü esas faktör muhtemelen daha "derin"de...
İlaç/gereç sektörü-hekim ilişkilerinin ahlaki bir temel üzerinde yürümediği hepimizin malumu. Bazı hekimlerimizin zaman zaman "birey" olarak tenezzül buyurduğu bu bozuk ilişki biçimine artık ne yazık ki "bilimsel dernek ve kurumlar"ın düzenlediği etkinliklerde de rastlamaya başladık. Kongrelerde, sempozyumlarda reklam/tanıtımlarını doyasıya yapabilen sektör, bu yetmiyormuş gibi bilimsel programın en can alıcı yerine bir "reklam paneli" koydurabiliyor. Bireylerin hatalarından kurumlara göre daha kolay dönebileceğini düşünen bendeniz, bu durumu fevkalade ürkütücü buluyorum.
Reçetesiz ilaç kullanımı ayrı bir hastalık... Bu hastalık hala çok yaygın ve ne yazık ki bazılarını hala "kalfaların çekip çevirdiği eczanelerimiz"de konuya yeterli hassasiyet gösterilmemektedir. Geçenlerde babamın emekli karnesine geçirilmiş çok şık kabın üzerinde şunları okudum: "İlaç yalnız eczanede eczacı tarafından verilir". Burada ifade edilen "doğru"ya itirazımız yok kuşkusuz; fakat "Keşke reçetesiz ilaç alınmaması gerektiğini de vurgulasalardı eczacı refiklerimiz..." demeden de duramadık.
Reklamla tanıtım arasında sıkışan hekimi kim kurtaracak?
Reklam yasağım biz hekimler yıllar boyu kanuni zorunluluktan öte kişiiiğimize saygı meselesî olarak ele aldık. Bundan olsa gerek reklam yasağım neredeyse her türlü tanıtımı içine alacak biçimde algıladık. Yıllarca hiç bir sorun çıkmadı da neden şimdi çıkıyor?
Şimdi açık ya da kapalı biçimde reklam yapmayan/yaptırmayan yok gibi. Gazetelerin reklam sayfalarında ameliyatsız hemoroid tedavi edenler, gözlükleri attıranlar gırla gidiyor... Ya "memleketin ahvali siyasiye ve iktisadiyesiyle alakalı mühim havadisat"'ın arasında rasladığınız ismi büyük harflerle yazılmış bir klinikte uygulanan müthiş hizmetle ilgili "haber"e ne demeli?... Tüm bunları hekim arkadaşlarımızın "para hırsı"na yormak çok ucuz bir yaklaşım olur. En azından değişen sosyal yapıyı ve sağlık alamna kapitalizmin bir yılan gibi sessizce girişini dikkate almak gerekir.
Nerede eskinin taş çatlasa yüz binli nüfusa sahip şehirlerinde bir kaç eczanenin üzerine açılmış ve kime sorarsamz parmakla gösterilen, bir masa-bir kaç iskemle- bir paravan ve bir stetoskopla açılabilen muayenehaneleri? Şehirler büyümüş, hekim sayısı artmış, muayenehaneler ara sokaklara/kenar mahallelere dağılmış, eskiden sadece hastanelerde yapılabilen tanı ve tedavi işlemleri ayaktan yapılabilir olmuş... Ve yüz binlerce dolar yatırım yapmadan "benim muayenehanem var" demekten utanılır hale gelinmiş.
Bir de sağlık sektörüyle şuradan buradan ilintili kesimin yaptığı denetimsiz işlemler ve reklamlar konusu var. Bu da ayrı bir sıkıntı ve hekimi reklama zorlayan baskı unsuru. Astımdan kansere, kısırlıktan "bel gevşekliği"ne, basurdan gece işemelerine kadar her derde deva dağıtan "Lokman Hekim" tabelalı baharatçılar mı dersiniz, cilt hastalıklarım teşhis ve tedavi ettiğini radyo ve televizyonlardan hiç çekinmeden iddia eden kuaförler/epilasyoncular mı dersiniz... Bunlara hiç bir müeyyide uygulanmayan bir ülkede reklamla tanıtım arasında sıkışan hekimi kim kurtaracak?
Konya-Karaman Tabip Odası Haber Bülteni( Mart 1999 )nde yayınlanmıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder