Pazar, Mart 05, 2006

ÇÖPE ATILAN MİLLİ SERVET: İLAÇ İSRAFI

Ülkemizin yıllık ilaç gideri 10 milyar dolar civarında. Daha önceki dönemde 6 milyar dolar civarında olan bu giderin artmasında ilaç tüketimimizde dünyaya paralel artışın kuşkusuz bir miktar payı var. Ancak aslan payını SSK’ların devri ve SSKlıların da eczanelerden ilaç almaya başlaması oluşturuyor. İlaç sektörü bu durumu SSK’da çalışan hekimlerin de pahalı ilaç yazabilme özgürlüğüne kavuşması biçiminde açıklıyorlar. Özgürlük kavramının bu derece kötüye kullanımı herhalde sadece bu ülkeye özgü olsa gerek.

Kuşkusuz SSK’nın uyguladığı ilaç rejiminin eleştirilecek yanları vardı, ancak bunların çözümü ülkenin sırtına nerden baksanız üç milyar dolarlık bir ek yük yüklemek değildi. Pahalı ilaç yazma özgürlüğüne kavuşan hekimler, karlarının az-ödemelerinin geç olsa da iş kapasitelerini arttıran eczacılar, hastane eczanesindeki uzun kuyruklarda beklemekten kurtulan SSKlılar ve bir önceki yıla göre hem kutu hem de dolar bazında satışlarını neredeyse % 40lara kadar arttıran ilaç sektörü. Herkes memnun görünüyor. Kaybeden kim o halde? Geçen yıl ilaç sektöründe satış artışının dünya ortalamasının %6 dolayında olduğu göz önüne alınırsa kaybedenin “millet” olduğu kolayca anlaşılacaktır.

Tabii ki bu yazdıklarım işin önemli, kökten ve düzeltilmesi biraz zor bir boyutudur. Ancak işin bir de ilaç israfı boyutu var ki gerçekten de milli servetin çöpe atılması anlamına geliyor. Geçen haftalarda bu konu ile ilgili çok önemli bir haber çeşitli basın organlarında yer aldı. Cep telefonlarının kaçak olup olmadığı, alt kimlik-üst kimlik, içki yasağı, Rektör Aşkın olayı gibi ateşli konular arsında biraz silik kaldığı için gözden kaçtığını sandığım bu haberi aşağıya alıntılıyorum:

Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Dr. Orhan Gümrükçüoğlu:
"Yıllık ilaç israfımız 500 milyon dolar!"

Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Dr. Orhan Gümrükçüoğlu, "Akılcı İlaç Kullanımı"nın, bir hastalığın önlenmesi, kontrol altına alınması veya tedavi edilmesi için, doğru ilaçların, uygun nedenlerle, gerektiği zamanlarda, uygun hastalara, gerektiği miktarda ve uygun fiyatla ulaştırılması olduğunu bildirdi.

Akılcı ilaç kullanımı konusunda, hekimler, sağlık çalışanları ve eczacıların, mutlaka endikasyonu ve tetkikleri ile birlikte yeteri kadar ve dozda ilaç ile tedaviye yönelmeleri gerektiğini anımsatan Gümrükçüoğlu, ilgililerin zaten bu bilinçte oldukları inancını taşıdığını belirtti.

Vatandaşlara da, "kesinlikle" doktor önerisi ve reçetesi olmadan, ilaç kullanmamalarını tavsiye eden Gümrükçüoğlu, "İlaç birtakım yan etkileri olabilen bir üründür. İlaçların doktor tavsiyesi olmadan dozu, kullanım şekli ve hangi hastalığı iyi edeceği kararlaştırılmadan, kendi kendine kullanılması halinde, bu yan tesirlerin ölüme kadar götürebilecek etkileri olduğunu önemle hatırlatıyoruz" dedi.

Bir çok vatandaşın evlerindeki ecza dolaplarında, düşme ve kanamalar için gerekli olanlar dışında, çok sayıda ilaç bulundurulduğunu belirten Gümrükçüoğlu, "Vatandaşlarımızın evleri adeta küçük birer eczane birimi gibi. Evlerde 500-1000 YTL arasında ilaç bulunduruluyor. Bu son derece yersiz" dedi.

Türkiye'de yıllık ilaç israfının tutarıyla ilgili soru üzerine, Gümrükçüoğlu, "Abartılı olmayan bir rakamla, bizde 500 milyon dolardan aşağı olmadığı kanaati var." karşılığını verdi.

Gümrükçüoğlu, Türkiye'de en fazla ağrı kesiciler, antiromatizmal ilaçlar ve antibiyotiklerin tüketildiğini kaydederek, toplumun akılcı ilaç kullanımı konusunda belli bir kültüre ulaşmasının amaçlandığını bildirdi.

Herhangi bir soğuk algınlığı veya enfeksiyonda, antibiyotiklere yüklenilmemesini isteyen Gümrükçüoğlu, bu ilacın insan hayatı açısından önemli olan diğer rahatsızlıklarda kullanılmasının yararlı olacağını söyledi.

Öte yandan, SB İlaç ve Ecz G Md.lüğü verilerine göre, Türkiye'de 2004-2005 Kasım ayları arasında 200 milyon kutu antibiyotik tüketildi.

Aynı dönem içinde 150 milyon kutu solunum sistemi ilacı, 110 milyon kutu ağrı kesici, 98 milyon kutu kalp ve tansiyon, 45 milyon kutu mide, 33 milyon kutu da sinir sistemi ilacı alındı.

OKUDUKÇA

Sözün özü gülüm
insan diye doğmuş da insan olmuşsan
adam diye anılıyorsan ucundan kıyısından
yaşamak zor bu rezil dünyada
hele Türkiye’de yaşamak
hele yirmibirinci asırda
çok zor şey be gülüm
hergün olmak gibi zor

Dr. Hüsnü Bozkurt

KİTAPLAR ARASINDA

HASTALAR İNSANDIR
Dr. M. Oğuz Yenidünya
Şule Yy., İstanbul 1996

"Hastalar İnsandır" plastik ve rekonstrüktif cerrahi doçenti Dr. M. Oğuz Yenidünya'nın denemelerinden oluşuyor.

Hekimlerin, hastaların, sağlık ve eğitim sistemimizin sıcak ama bazen de yakıcı bir dille sorgulandığı bir kitap. Yayıncının da belirttiği gibi "Dr. M. Oğuz Yenidünya, insanımızı içtenlik ve merhamet dünyasına çağırıyor. Neşterini çağın kavurduğu çirkin yüzümüze vuruyor"

İşte kitaptan bazı başlıklar:

Nöbet doktoru/ Tanımlanmamış yeni sendromlar/Doktorlar birgün hastalanır mı ? / Evet biz para kazanalım ama hastalarda sağlıklarım kazanmasınlar mı ? / İnternin adı: Reha / Yoğun bakım -Girilmez / Hastaneye düşmek / Biliyorum. Sizin doktorunuz böyle konuşmuyor / Hastenenin galoşları / Üzülme iyileşeceksin / Sizin hastanız yeşil kartlı mı yoksa sıradan bir yeşil böcek mi ? / Tıbbi flaster ne işe yarar ?/Üçgenin üç köşesi: Hasta- Doktor - Allah... Sadece bu başlıklar bile size çok şey hatırlatmıyor / düşündür müyor mu ?

Ve kitaptan bir pasaj:

"Mustafa Arsan abinin kızına "baban ne iş yapar ? diye sormuşlar. "Nöbet doktoru" demiş. Çocukcağız ne zaman babasını arasa, sorsa aldığı cevap, "kızım, baban nöbette, yarın gelecek" olmuş çünkü. Yarın! Hangi yarın ?

Nöbet doktoruna " nöbet parası" ödeyelim mi ? diye tartışmalar yapılıyor, bazı kurullarda. Niçin ödesinler ki, nöbet doktoru zaten ! Nöbet tutmak vazifesi onun. Ama maliyede memur olup saat 17.00'den 19.00'a kadar mesaiye kalan mesai parası almalıdır. Çünkü o mesai memuru değildir.

Bir vakitler, daha dördüncü sınıfta iken, kalabalık amfilerde, pek gururlu bir genel cerrahi hocamız akut batını anlatırken "çocuklar hastanede mesai yoktur" diyordu. Artık bende biliyor ve söylüyorum:

"Burada mesai yok..."

"Hastalar insandır" adı doğrusu bana ilk etapta "Hekimler de insandır" diye karşıt değil ama tamamlayıcı bir kitabın yazılması gereğini düşündürdüyse de yukarıda alıntıladığımız bölümden de anlaşıldığı üzere "kitap"ta hekimlerin hakkı da fazlasıyla teslim edilmiş.

Dr. Yenidünya'nın kitabını bulmakta biraz güçlük çekseniz de “hemen okuyun diyorum”, zahmetime değdi diyeceksiniz.

------------------------------------------------------------------------------------------------
Bu dünya yapıp ettiklerimizin yankılanıp bize döneceği bir dağdır. Mevlana C. Rumi

Hiç yorum yok: