Hasta haklarından söz edildiğinde hekimle hastayı hasım taraflarmış gibi görmeye ve göstermeye çalışıp sisteme toz kondurmayanlardan daha önce bahsetmiştim. Bu durum sadece sağlık alanına, hasta-hekim ilişkilerine sınırlı değildir. Ülkemizde yolunda gitmeyen işleri sistem bazında değil de kişiler bazında değerlendirmeye koşullandırılmış kitleler vardır. Söylemek istediğimiz şeyi bir örnekle açıklayalım: bu kitlelere göre iyi padişah ve kötü padişah vardır, dolayısıyla padişahlar sorgulanabilir. Ama padişahlık kurumu, tek adam sistemi hiçbir zaman sorgulanamaz. Kuşkusuz aynı sistem içinde karakteri itibarıyla iyiler ve kötüler olacaktır ancak bunları sorgulamakla iş asla köklü bir çözüme ulaşmayacaktır, köklü çözüm sistemi değiştirmek, örneğimiz üzerinden devam edersek padişahlık yerine demokratik bir cumhuriyet sistemini benimsemek olacaktır.
Anlattıklarımızı hasta hakları ile ilintilendirirsek halihazırda iyi doktorun ya da kötü doktorun özelliklerinin ne olduğunun tartışmasına ve bunların nasıl ödüllendirilip cezalandırılacağından önce iyi bir tıp eğitimi ve sağlık hizmeti sunum sistemini nasıl kuracağımızı tartışmalıyız. Bunu yapmazsak bataklığı kurutmak yerine elinde bir kutu sinek ilacı ile sivrisinek öldürmeye çalışanlardan farkımız kalmaz.
İyi bir tıp eğitimi dedik. Nasıl bir tıp eğitimi iyidir? Kuşkusuz bilimsel ve teknik açıdan çağdaş seviyeyi yakalamış bir eğitim. Ama bu yetmez. Yarının hekimlerinin kendilerini insan sağlığına ve hastalarının şifa bulmalarına kendilerini tam anlamıyla adayabilmeleri için hocalarının örnek “davranış”larını bizzat gözlemlemeleri ve daha tıp fakültesinden mezun olmadan “tutum” haline getirebilmeleri gerekir.
Bilimsel ve teknik anlamda ne kadar başarılı bir hekim olursa olsun öğrencilerine, asistanlarına etik davranışlarıyla örnek olmayan bir kişi tıp fakültesinde ya da eğitim hastanesinde hoca olmamalıdır. Ne yazık ki acı çekenlerin acılarını dindirmek, bulaşıcı hastalıklara kurban verdiğimiz çocuklarımızı, doğum kanamalarında ölen annelerimizi sağaltmak gibi büyük ideallerle tıp fakültelerine başlayan öğrencilerimiz uzun ve ağır bir eğitim süreci sonunda karşılaştığı kötü örnekler nedeniyle hastasını müşteri gibi gören, hasta bakımını angarya gibi algılayan bir çeşit Dr. Frankeştayn olarak sisteme dahil olabilmektedir. İdeallerini tıp fakültesi yıllarında kaybetmeyen bir çok gencimizi ise asistanlık yıllarında ve izleyen piyasa döneminde kaybetmekteyiz. Sözlerime belki bazı hocalarım kızacaklardır. Lütfen kimse kızmasın, birilerinin kral çıplak demesi için daha ne kadar beklemek gerekecek.
Öte yandan hiçbir tıp öğrencisi ya da asistan hocalarında gözlemlediği ideal hekimlik davranışlarını tutum haline getirmeden mezun edilmemelidir. Oysa mevcut tıp eğitimi sistemi içinde öğrenci ağırlıklı olarak teorik bilgilerden, çok az da pratik bilgilerden sınanarak başarılı ya da başarısız bulunmaktadır. Etik değerlerin neredeyse esamisi bile okunmamaktadır. Tıp fakültelerimizin aşağı yukarı yarısında tıbbi etik anabilim dallarının bulunmayışı, Sağlık Bakanlığı’nca hazırlanan tıpta uzmanlık yönetmeliği taslaklarında tıbbi etik uzmanlığına yer verilmemesi durumun vehametini ortaya koymak için yeter de artar bile.
KONYA DEVLET TİYATROSU’NDAN İYİ HABERLER
Geçen yazımızda KDT’nda yaşadığımız küçük bir olumsuzluğu sizlerle paylaşmıştık. Tiyatro yöneticileri konuya sanat adamlarına ve kurumlarına yakışan duyarlılık gösterdiler. KDT müdürü Yıldırım Gücük ve arkadaşları buluşmamızda sıkıntılarını aktardılar ve 2006 yılı içinde KDT’nda kapsamlı bir tadilat için ödenek ayrıldığını müjdelediler.
OKUDUKÇA
Ben ne zaman bir gül koklasam
Elindeki gül daha çok gül olur
Dolarsın gözlerime
Toz pembe bir düş gibi
Sedat UMRAN
KİTAPLAR ARASINDA
GÖRME BİÇİMLERİ
John Berger
Metis Yy, 10. baskı, İstanbul 2004.
Görme Biçimleri her yönüyle farklı bir kitap. Kapağına baktığınızda bile anlayabiliyorsunuz bunu. Her ne kadar yayınevi Berger’i tek yazarmış gibi sunsa da içerikten kitabın dört kişinin daha katkısıyla oluşturulduğu anlaşılıyor. Vaktiyle BBC televizyonu için yapılan bir dizinin daha sonra katkılarla kitaplaştırılmasıyla ortaya çıkan bu eser içeriğiyle de, yazarların çoğu kimseye aykırı gelebilecek görüşleriyle de farklı. Yazarların deyimiyle “yedi denemeden oluşan” kitabın dört bölümü yazı+resimlerden, üç bölümü ise sadece resimlerden, hem de hakkında hiçbir açıklama bulunmayan resimlerden oluşuyor. Ve kitabın arka kapak içine bakan son sayfasında şu cümleyle karşılaşıyorsunuz: “Bu kitabı tamamlamayı okurun kendisine bırakıyoruz.”
Özetle, başlıca amacı “bir sorular süreci başlatmak” olan kitap resim, fotoğraf ve reklam, kısaca görsellik üzerine Benjaminyen bir yaklaşım sunuyor bizlere.
İyi okumalar!
------------------------------------------------------------------------------------------------
Bu dünya yapıp ettiklerimizin yankılanıp bize döneceği bir dağdır. Mevlana C. Rumi
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder