Sağlıklı olabilmek için kuşkusuz kişisel olarak yapmamız gereken işler vardır. İyi beslenmek, gerektiğince dinlenmek, bedensel hareketliliğimizi optimal düzeyde tutmak bunlardan bazılarıdır.
Bunlar gereklidir, ama yeterli değildir.
Henüz sağlamken belli aralıklarla yaptıracağımız sağlık kontrollerimiz için, hastalandığımız zaman ise doğru teşhis alabilmemiz için nitelikli sağlık personeline, bunların çalışmalarını sürdürebilecekleri sağlık kuruluşlarına, tedavimiz için gerekli olacak ilaçlara ve cerrahi ekipmana da ihtiyacımız vardır.
Bunlar da gereklidir, ama yeterli değildir.
Hem sağlıklıyken aldığımız kişisel korunma önlemlerinin hem de hastalandığımızda gördüğümüz tedavinin yeterince etkili olabilmesi için “sağlıklı bir çevre”de yaşamamız en temel koşuldur.
Çevre denildiği zaman kimimiz dağı, taşı, ormanı anlarken kimimiz de küresel ısınmayı, atık ve artıkların doğada oluşturduğu tahribatı hatırlayabiliriz.
Kuşkusuz çevre denilince bunlar da akla gelmelidir, ancak her an içinde bulunduğumuz ve bu nedenle de kolayca müdahale edebileceğimiz yakın çevremiz bizim için birinci derecede önemlidir. Evimiz, sokağımız, mahallemiz ve şehrimiz… Her birimiz bir çoğunu bir ucundan öte ucuna yürüme kat edebileceğimiz şehirlerimiz için bir şeyler yapabilsek, şehirlerimizi sağlıklı hale getirebilsek küresel boyuttaki çevre sorunlarının da kolayca halledilebileceğini sanıyorum.
Amerika kökenli bir halk sağlığı kuruluşunun broşürünü gördüm geçen günlerde. “Sağlıklı bir evde oturmak, sağlıklı bir şehirde yaşamak son model MR cihazlarına sahip olmaktan daha önceliklidir” deniliyordu bu broşürde. ABD gibi çoğu kişinin yaşamaya can attığı bir ülkede sağlıklı bir evde oturmak, sağlıklı bir şehirde yaşamak halk sağlığı sorunu ise bizim ülkemizde haydi haydi sorundur bunlar. Bu sorunların yeterince dillendirilmiyor olması yok olmalarından değil, ne yazık ki halkımızın sağlık alanında önceliklerimizin ileri teknoloji sahibi olmamız gerektiğine inandırılmasındandır. Allahın günü TV ekranlarında lazerli bilmem ne ameliyatlarının faziletleri konusunda enformasyon bombardımanına tutulan halk bunları talep etmeyip de ne yapsın? İşte bu noktada yurtsever aydınlarımızın devreye girmesi, halka bunun bir yanılsama olduğunu göstermesi gerekmektedir.
Aslında sağlıklı konutların ve sağlıklı şehirlerin standartları mevzuatımızda -örnek almaya çalıştığımız Batı standartlarından hiç de aşağı olmamak üzere- belirlenmiştir. Sorunumuz bu mevzuatın uygulanmasında, uygulanıp uygulanmadığının takibindedir ki bu noktada belediyelere büyük görevler düştüğü hepimizin malumudur.
Yazımızın başından beri anlattıklarımız doğrultusunda“Kaçak yapılaşma şehirlerde yaşayan insanlarımızın en büyük sağlık sorunudur.” diye bir cümle kursak herhalde yanlış olmaz. Mevcut hükümet “bir daha imar affı yok, hatta ruhsatsız yapıya elektrik-su bağlayan görevli sorumludur” söylemiyle işe başlamıştı, ama son zamanlarda kaçak yapılara elektrik-su bağlanabilmesine yeşil ışık yakıldığı yolunda duyumlar aldık. İmar affı beklentisi ise ne yazık ki başını sokacak bir yuva hayaliyle yaşayan garibanlardan daha çok apartman dairesine ek olarak bir de bahçeli ev sahibi olmak isteyen hali vakti yerinde yurttaşlarımızın rüyalarına giriyor. Böyle bir ortamda Konya sokaklarını adımlarken insan nerede bir inşat görse acaba ruhsatı var mı, yoksa kaçak mı diye kendi kendine sormadan edemiyor. Aslında bu sorunun cevabını, okuma yazma bilen herkes inşaatlarda bulundurulmasının zorunlu olduğunu sandığım bir levhada bulabilir. Ama o levhayı asan kim? Bırakın ara sokakları, ana caddelerde bile bir çok inşaatta böyle bir levhayı göremiyoruz.
Kısıtlı zaman ve imkanım dahilinde Konya Büyükşehir Belediyesi’inin web sayfalarından imarla ilgili mevzuata ulaşmaya çalıştım. Maalesef Belediyemizin sayfalarında böyle bir bilgi yer almıyor. Ben de diğer illerin belediyelerine ait web sayfalarına başvurmak zorunda kaldım. Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin İmar Yönetmeliği Madde 12.09’da sadedinde olduğumuz konu ile ilgili olarak şunlar yazıyor:
YAPI YERİNDE BULUNDURULMASI GEREKEN LEVHA VE BELGELER
(….) Ayrıca inşaat süresince yapı yerinde mal sahibinin, mimarının, statik ve tesisat proje müelliflerinin, yapı denetimini üstlenen kuruluş veya kişilerinin , müteahhidinin isimleri ile inşaat ruhsat numara ve tarihini içeren en az (0.75/1.00) metre boyutlarında bir levhanın, herkes tarafından rahat görülebilecek bir yerde asılı olarak bulundurulması gereklidir. Aksine davranışlarda sorumluluk yapı sahibine ve müteahhidine aittir. İmar Kanununun 42inci.maddesi kapsamında işlem yapılır.
Sanıyorum ki Bursa Büyükşehir Belediyesi’ninkine benzer bir imar yönetmeliği bizim Belediye’mizce de hazırlanmıştır ve yukarıdaki hükmün aynını içeriyordur. Yukarıda belirttiğim gibi vakti ve imkanı kıt bir vatandaş olarak ben sadece internet ortamında arama yapabildim ve ulaşamadım. Benim Konya Büyükşehir Belediyesi İmar Yönetmeliği’ne ulaşıp ulaşmamam da sorun değil. Sorun Belediye’nin inşaatların kimliksizliğinin önüne geçmesidir. “Mal sahibinin, mimarının, statik ve tesisat proje müelliflerinin, yapı denetimini üstlenen kuruluş veya kişilerinin, müteahhidinin isimleri ile inşaat ruhsat numara ve tarihini içeren …” levhayı bulundurmayan inşaatlar kimliksiz inşaatlardır. Kimliksiz inşaatların belki de büyük çoğunluğu ruhsatlı inşaatlardır, ama görenlerde kafa karışıklığına yol açmakta, Belediye’yi de, inşat sahiplerini de zan altında bırakmaktadır.
Sözü daha fazla uzatmamak için tam da burada aklıma gelen Bektaşi fıkrasını anlatmayayım. Ne demişler, “Dinleyen anlatandan arif olmalı!”
Anlarsınız ya…
------------------------------------------------------------------------------------------------
Bu dünya yapıp ettiklerimizin yankılanıp bize döneceği bir dağdır. Mevlana C. Rumi
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder