Pazartesi, Mart 06, 2006

SAĞLIKLI ŞEHİR OLMAK

Geçenlerde yerel gazetelerimizin birinde "Konya Sağlık Üssü Oluyor" başlıklı bir haber vardı. Gerçekten de göğsümüzü kabartacak bu haberin içeriğinde Konya'da yapılan, yapılmakta olan ve yapılması ümit edilen hastanelerden bahsediliyordu. Gözlerim hemen hekimler arasında kısaca Konya Psikiyatri Hastanesi diye bahsedilen Konya Akıl ve Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi'ni aradı. Ama bu hastaneyle ilgili bir ima dahi yoktu haberde. Bunun yerine varsa yoksa Kanser Hastanesi. Kuşkusuz Konya'nın bir Kanser Hastanesi'ne de ihtiyacı vardır ve bu yolda çalışmalar yapılmaktadır. Ancak bu çalışmalar koordinasyonsuzdur. İl Sağlık Müdürlüğü kendi başına, bu konuyla ilgili dernekler kendi başına, özel hastaneler kendi başına ve üniversite kendi başına bir şeyler yapmaktadır. Koordinasyonsuzluk, onkoloji konusunda en büyük birikime ve potansiyele sahip olan Meram Tıp Fakültesi'nin tartışmalarda adının hiç geçmemesinden bellidir. Oysa bu tıp fakültesinde geçtiğimiz yıl Tıbbi Onkoloji Anabilim Dalı kurulmuştur. Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı'nın hasta kabulüne başlayacağı Radyoterapi Merkezi ile ilgili önemli kararlara da imza atılmıştır.

Konya Psikiyatri Hastanesi konusuna gelince… Yukarıda söz ettiğim haberde gözlerimin hemen bu hastanenin adını araması bu hastanenin hemen açılabilir bir hastane olmasıdır. SÜ Meram Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı öğretim üyeleri bu konuda Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ'a bir proje sunmuşlardır. Bu öyle ayrıntılı bir projedir ki hastanenin yeri ve kullanıma hazır olan binası bile bellidir. Sayın Bakan projeyi ilgiyle karşılamış ve gereğinin yapılmasını istemiştir. Ancak, binanın bu işe tahsisinin Konya’nın bağrından çıkarıp Ankara’ya gönderdiği bir politikacı tarafından engellendiği söylenmektedir. İnsanın aklına sayın politikacının o bina ile ilgili iyi düşünceleri mi var acaba diye gelmiyor değil. Politikacı kim? Ben de merak ettim. Bu işleri iyi bilen bir dostum "Konya ondan sorulur denen kişi" dedi ve “daha fazla bilgi verirsem herkesi cahil yerine koymuş olurum” diye de ekledi. İtiraf ediyorum, ben de cehaletim açığa çıkmasın diye daha fazla soramadım. Peki, bina hangi bina? Sağlığa yabancı bir bina değilmiş, eskiden SSK Doğumevi olarak kullanılıyormuş. Bu fakirin ne psikiyatriyle, ne de politikayla ilgisi var. Sadece hiçbir şey kamuoyundan gizli kalmasın diye yazdım.

Şu hastane bu hastane derken az kalsın yazımızın başlığı ile ilgili birkaç satır yazmayı unutacaktım. Çok sayıda ve kaliteli hizmetler sunan hastanelere sahip olmak muhakkak ki bir şehrin sağlıklı şehir olmasına katkıda bulunur, ancak sağlıklı şehir olmanın daha önemli ve öncelikli kriterleri var. Bunları özetleyiverelim:

-Temiz, güvenli, yüksek kalitede fiziksel çevre
-Dengeli ve sürdürülebilir bir ekosistem
-Güçlü ve dayanışma içinde başarılı bir toplum
-Bireyin hayatını, sağlığını ve refahını etkileyen kararlara etkin biçimde katılımı
-Şehir sakinlerinin tümünün temel ihtiyaçlarının karşılanması (gıda, su, barınma, gelir, güvenlik, iş vb.)
-Her türlü iletişim, etkileşim yollarını ve bağlantıları kullanarak, mevcut deneyim ve kaynakların tümüne ulaşma
-Çeşitlilik arz eden, yaşam için gerekli ve yenilikçi bir şehir ekonomisi
-Kültürel, tarihi ve biyolojik geçmişine ve mirasına sahip çıkan bireyler
-Herkesin ulaşılabildiği, yeterli düzeyde halk sağlığı ve bakım hizmeti
-Yüksek sağlık hizmeti

Görüldüğü gibi yüksek sağlık hizmeti, yani hastanelerde verilen hizmet, en son sırada.

GEZİ/ZİYARET NOTU

Kültür Bakanlığı’nın etkinlikleri dolayısıyla gittiği Bosna-Hersek’ten dönen Meram Belediye Başkanı Sayın Refik Tuzcuoğlu’nu 5 Ağustos 2005 Cuma günü ziyaret ettik. Başkan Saraybosna, Mostar vb. şehirlerde gördüklerini, hissettiklerini anlattı, biz de Konya Tabip Odası Sağlıklı Şehir ve Çevre Komisyonu olarak Meram’a ilişkin gözlemlerimizi… Her zamanki gibi ana konumuz Dünya Sağlık Örgütü Sağlıklı Şehirler Projesi idi. Sayın Başkan bu konuda adımlar atıldığını, önümüzdeki günlerde Bursa’da gerçekleştirilecek bir toplantıya Meram Belediyesi olarak katılacaklarını belirtti. Bu sevindirici haberi duyunca kendisini gözlerimiz yaşararak kutladık. Evet, bu haber bizim için gözlerimizi yaşartacak derecede sevindiriciydi, ancak bu tür girişimlerin, gelişmelerin -konu sağlıkla ilgili olduğunda- en önemli paydaşlardan olan Tabip Odası ve Tıp Fakültesi ile paylaşılmamış olduğunu görmekten de üzüntü duyduk. Sanıyorum ki bunun nedeni hala çağdaş yönetim ilkelerinin özümsenmemiş olmasında. Gerek ülke, gerekse yerel temelde yönetici konumundakilerin “biz biliriz, biz karar veririz ve biz uygulatırız” anlayışından vazgeçmesi gerekir. Artık bilgilerin herkesle paylaşıldığı, kararların tüm paydaşların katılımı ile alındığı ve sonuçların hep birlikte değerlendirildiği bir çağda yaşıyoruz. Karar alma süreçlerine sadece uzmanların, politikacıların ve sermayedarların katılması yetmiyor. Toplumun en güçsüz tabakalarının, tabir caizse “en alttakilerin” de katılmadıkları süreçler hüsranla sonlanıyor. Kuşkusuz değindiğim yönetim anlayışı yöneticilerin kahvehanelerde, semt pazarlarında ya da halk günleri(ne demekse!)nde yaptıkları birebir temaslardan farklı bir şey. Muhatabını –hem de örgütlü olarak- ortak olarak kabul etmeden çağdaş yönetimin, daha doğrusu yönetişimin, gereklerini uyguladığını sanmak sadece bir yanılsamadan ibarettir.

OKUDUKÇA

Bir insan treni kaçırırsa
başka bir tren gelir onu alır.

Bir ulus treni kaçırırsa
başka bir ulus gelir onu alır.
Özdemir Asaf

KİTAPLAR ARASINDA


“BOSTAN”
Sadi Şirazi
Timaş Yy, İstanbul 2004


Şiraz'lı Sadi'nin dünyaca tanınmış bir Şark klasiği olan Bostan’ın Timaş Yayınlarından çıkan çevirisi 11. baskıya ulaşmış. Mevlana’nın Mesnevi’si, Attar’ın Mantık üt Tayr’ı gibi Sadi’nin Bostan’ı da her aydının okuması şart olan Şark Klasikleri arasında.

Bostan’da ülkemizde daha çok Kisra adıyla bilinen bir Sasani imparatoru Nuşirevan'ın ölüm döşeğindeyken oğlu Hürmüz'e verdiği öğütleri anlatan bir bölümün yönetici-halk ilişkilerine çağlarüstü bir bakış getirdiği hemen sezilebilmekte. Yüzyılların imbiğinden süzülmüş bu öğütleri birlikte okuyalım:

"Oğlum, kendi rahatınla meşgul olma da yoksulların gönlünü gözet. Kendi rahatını düşünmekle kalırsan senin ülkende kimse rahat etmez.Muhtaç olan yoksulları koru; zira padişah, halkın sayesinde taç taşımaktadır. Halk köke benzer, sultan ağaca...ve ağaç, evladım, kökünden güç alır. Halkın kalbini yaralamamaya gayret et; yoksa kendi kökünü kazımış olursun.

Doğru bir yol mu istiyorsun? Bu yol, umut ve korkudan ibarettir. İnsan iyilik umuduyla ve kötülük korkusuyla aklın gereğini benimser. Bir padişahta bu ikisi varsa ülkesinde sığınacak yer bulabilirsin. Çünkü o, Tanrının lütfunu umarak kendisine umut bağlayanlara iyilik eder; ve saltanatına bir zarar geleceğinden korkarak hiç bir kimsenin zararını hoş görmez. Hükümdarı bu tabiatta yaratılmamış olan bir ülkede rahat yüzü göremezsin.

Halkının kalbini kıran padişah, ülkenin bayındır halini ancak düşünde görür. Ülkenin haraplığı ve kötü ünü, yöneticilerinin zulmünden gelir."

------------------------------------------------------------------------------------------------
Bu dünya yapıp ettiklerimizin yankılanıp bize döneceği bir dağdır. Mevlana C. Rumi

Hiç yorum yok: