Tiyatronun bir oyun-eğlence mekanı değil bir çeşit okul olduğunu telkin eden bir kültür ortamında yetişmiş bir kişi olarak tiyatroya yeterince zaman ayıramam sürekli içimi acıtmıştır.
Geçen Cuma akşamı eşim sinemaya gitme önerisinde bulununca aklıma hemen Konya-Karaman Tabip Odası’ndan edindiğim aylık oyun programı geldi ve “tiyatro olmaz mı?” diye karşılık verdim. “Hangi oyun var?” sorusuyla karşılaşacağımı bildiğim için çantamdan programı çıkardım, o akşam Konya Devlet Tiyatro’sunda “Definename” adlı oyun sahneye konuluyordu. “Haydi” dedik ve iki çocuğumuzla birlikte oyunun başlamasından yarım saat önce Konya Devlet Tiyatrosu gişesinin önündeki kuyrukta yerimizi aldık.
Etraf olağan üstü kalabalıktı. “Definename” popüler bir yazarın popüler bir eseri olmamasına karşın bu kadar büyük ilgi doğrusu beni keyiflendirdi. Geçmiş yıllarda yerel basının adeta ezberlediğimiz bir başlığı olan “Konya’da tiyatroya ilgi az” demek ki artık değişmişti. Demek ki geçen yıl tiyatroyu sevdirmek, ilgiyi arttırmak için Tıp Fakültesi’ne bile gelip öğrencilere konferans veren zamanın Konya Devlet Tiyatrosu müdiresi Tomris Çetinel Hanım’ın emekleri boşa gitmemişti.
Gişe görevlisi “Beyefendi sadece balkondaki en arka sıramızda yer var, almak isterseniz vereyim” dedi. Nasıl istemezdik, çoluk çocuk aklımıza tiyatro düşmüş ve gelmiştik.
Balkona çıkıp en arka sırayı gördüğümüzde dehşete düştük. Tahrip olmuş koltuklar, koltukların yerini almak üzere konulmuş arkalığı kırık sandalyeler… Acaba bir yanlışlık mı var diye biletlerimize baktık. “Sıra: Z” yazıyordu. Z sırası en arkanın bir önü idi. “Demek ki yerimiz bir öndeymiş” derken biletinde aynen bizim gibi sıra Z ve bizimle aynı numaralar yazan başkaları da gelmez mi?
Gidip yetkililerle görüşebilirdim ama oyun başlamak üzereydi. Hem “en arka sıra”yı kabul etmiştim. Biletinde benimle aynı sıra ve numara yazan kişi büyük olasılıkla benden önce bilet almıştı ve ben bir başkasını kaldırıp daha iyi bir yere oturmayı isteyebilecek tıynette bir insan değildim.
Koltuğum rahatsız olsa da oturdum, bir güzel izledim “Definename”yi. Oyun beni derin düşüncelere sürüklemedi, aldığım estetik haz ruhumu yüceltmedi. Ama hoşça vakit geçirdik ailecek. Belki oyunun kendisi değil, ama sanatçıların performansı salondan yükselen alkışları, hatta daha fazlasını hak ediyordu.
Tiyatro’dan ayrılırken eşim “yetkililere bildirsek durumu” dedi. Düşündüm ki, evet bir “ayıplı hizmet” sunulmuştu bize, durumu bildirdiğimizde mutlaka çok kibar olan yetkili bizi dinleyecek, “kusura bakmayın yanlışlık olmuş” diyecek, ya da “ne yapalım bize verilen imkan bu” diye haklı olarak yakınacak ve oradan ayrılacağız. Oysa durum kamuya mal edilmeli ki sadece Tiyatro’da değil benzeri diğer yerlerde de bu tür durumlar bir daha yaşanmasın, devlet kuruluşlarında “ayıplı hizmet” sunulmasın.
Evet, Konya Devlet Tiyatrosu’nun en arka sırasında durum bu… Sadece en arka sıra değil, Tiyatro’nun tamamı eski, bakımsız ve ilgiye muhtaç. İlgililere arz olunur.
------------------------------------------------------------------------------------------------
Bu dünya yapıp ettiklerimizin yankılanıp bize döneceği bir dağdır. Mevlana C. Rumi
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder