MECBUREN MECBUREN MECBURİYETTEN
Cumhuriyet döneminde ülkemizin yetiştirdiği en büyük ozanlardan olan Hasan Hüseyin bir şiirinde şöyle demektedir:
"Öyle geliyor ki bana
İsteyerek gitmezse eğer
Cennet bile sürgün gelir insana"
Bu dizeleri sizlere aktarmamın nedeni kamuoyunda son günlerde yoğun bir biçimde tartışılan bir konu, 27 Mart 2002 tarihinden itibaren mecburi ya da zorunlu hizmetin yeniden uygulamaya konması konusudur. Bu ülkede herkes bilir ki hekimlerin topluma hizmet sevdaları her zaman kazanma hırslarının kat kat önünde olmuştur ve olmaya devam etmektedir. Bu nedenle mecburi hizmete karşı çıkışımızı «büyük merkezlerde kalıp çok kazanma» hırsına bağlamak gibi ucuz teoriler üretenlere cevap bile vermeye değmez. Hekimlerin karşı çıktığı şey ülkemizin şu ya da bu köşesinde hizmet vermek değildir. Hekimlerin karşı çıktığı şey yeterli alt yapı oluşturulmadan, aracı gereci, tıbbi sekreteri, hemşiresi, ebesi sağlanmadan, sadece hekimlerin kuş uçmaz kervan geçmez diye tabir edilebilecek yerlere tayin edilmeleridir. Sadece tıbbi alt yapı ve personelin sağlanması da yetmez, ülkenin en uzun ve en pahalı eğitimini yaptırdığınız gençleri oy avcılığı amacıyla ekmek çıkaran fırını, gazete getiren bir ulaşım aracı olmayan bir köye göndermek onu heder etmek demektir. Bu hem o genç hekime hem de bu aziz millete yapılmış bir kötülüktür. Özetle, biz hekimler gerekli koşullar sağlandığında bırakın bu ülkeyi, dünyanın en ücra köşelerinde bile hizmete hazırız ancak ne zaman kaldırılıp ne zaman uygulamaya konulacağı belli olmayan bir mecburi hizmet baskısı altında siyasilerin şamar oğlanı olmayı asla kabul etmiyoruz.
BENİM OĞLUM BİNA OKUR
Tıp fakültelerinde eğitim hala standardize edilebilmiş değildir. Bunun en başta gelen nedeni kurumlar arasında imkanlar ve anlayışlar bakımından büyük farklılıklar olmasıdır. İmkan ve anlayışları kolayca standardize etmenin mümkün olmaması, hatta gerekli bile olmaması, nedeniyle biz şu soruya ortak bir cevap bulabilirsek en önemli adımı atmış olacağız diye düşünüyorum. Sorumuz" Hekimi ne amaçla yetiştiriyoruz?" sorusudur. Bu soruyu hem idealleri hem de gerçekleri göz önüne alarak cevaplamak zorundayız. Sadece idealleri göz önüne aldığımızda hayalci, sadece gerçekleri göz önüne aldığımız da ise ufuksuz bir hekim tipi yetiştirmiş oluruz. Bizim oda olarak görüşümüz sahada kullanabileceği çağdaş tıbbi bilgiler yanı sıra kendini, toplumunu ve dünyayı tanıyan, gelişmeye açık pratisyen hekimler yetiştirilmesidir. Pratisyen hekimliği uzman hekimliğin az gelişmiş ya da ilkel bir türü olarak gören, gösteren ve halkımıza öyle yansıtan bir anlayış kendisi az gelişmiş ve ilkel bir anlayıştır. Hekime toplumdaki onurlu yerini yeniden kazandırmak istiyorsak, sağlık alanındaki sorunlarımızı en aza indirmek istiyorsak ilk yapmamız gerekenlerden birinin bu anlayışı düzeltmek olduğunu düşünüyoruz. Bu amaçla toplumumuzun sağlık sorunlarından öncelikli olan ne ise onu merkeze alan, çağdaş eğitim ve öğrenim biliminin verilerinden yararlanan bir eğitimi programı tüm tıp fakültelerimizde benimsenmelidir.
Tıp eğitimi konusunda dünyada yıllardan beri var olan arayışlar geç de olsa ülkemizde de yansıma bulmuş değişik tıp eğitimi anlayışları uygulanmaya hatta tıp fakültelerinde tıp eğitimi anabilim dalları kurulmaya başlanmıştır. Bu olumlu bir gelişme olmakla beraber her fakülteye bir tıp eğitimi anabilim dalı kurulması bürokrasiyi arttırmak ve kadro işgal etmekten öte fayda sağlamayacaktır. Bu uygulamanın yerine Yüksek Öğretim Kurumu bünyesinde kurulan ve tüm tıp fakültelerindeki öğretim üyelerini gerektiğinde yüz yüze ama daha çok uzaktan eğitim ve sınama yöntemlerini kullanarak eğiten bir kuruluşun daha etkili olacağı düşüncesindeyiz.
DİL YARESİ
Daha önceki yazımızda değindiğimiz üzere Tıphane-i Amire adı verilen "modern anlam"daki ilk tıp okulumuzun eğitim dili Fransızca idi. Zaman içinde, özellikle de cumhuriyet döneminde tıp dilimizin Türkçeleşmesi için yoğun çaba harcanmıştır. Son yıllarda ülkemizde bırakın tıp dilimizdeki yabancı kelimelerin kat kat artmasını yeniden yabancı bir dilde tıp eğitimi gündeme gelmiştir. İmparatorluk döneminde ve henüz kurulmakta olan bir tıp fakültesinde yabancı dille eğitim bir noktaya kadar anlaşılabilir bir şeydir ancak gerek askeri gerekse kültürel alanda her türlü fedakarlığa katlanarak kurtuluş savaşı vermiş, kendi dilinde tıp eğitimini yerleştirmiş bir millete yüz küsur yıldan sonra tekrar yabancı bir dilde tıp eğitimi verilmeye başlanması ve üniversitelerimizin yabancı dilde tıp eğitimi veren fakülte açmak için adeta yarışa girmeleri kabul edilemez bir şeydir. Bu söylediklerimizden asla yabancı dillerin öğrenilmesine, o dillerde yazılmış eserlerden yararlanılmasına karşı olduğumuz anlaşılmamalıdır. Bizim karşı olduğumuz şey yabancı dil öğretimi değil, yabancı dille öğretimdir. Takdir edersiniz ki bu tutum milli benliğe ve bağımsız devlete duyulan saygının bir gereğidir.
ODASINA VARDIM
Tabip odalarının etkinliği günden güne daha da azaltılmaktadır. Bunda en büyük rol ülkemizin olağan üstü bir dönemden geçtiği bir dönemde kamuda çalışan hekimlerin tabip odalarına kayıt zorunluluğunun kaldırılmış olmasıdır. Bu olayla kan kaybetmeye başlayan odalarımızın etkinliği hükümetler tarafından çıkarılan her yasa, yönetmelik ya da yönerge ile daha da daraltılmıştır. Tabiplerin insan sağlığı üzerinde çalışmaları nedeniyle üretimden gelen güçlerini yani grev hakkını kullanamamaları meslek örgütümüzün bırakın diğer toplumsal yapılanmalarda söz sahibi olmasını devletin sağlıkla ilgili yapılanmalarından bile dışlanır duruma gelmesine yol açmıştır. Bununla birlikte Türk Tabipleri Birliği ve onun ülke genelinde örgütlenmiş kolları olan tabip odaları yasalarla kurulmuş, yasal kuruluşlarda temsil hakkı olan tek ve en eski hekim kuruluşu olma özelliğini sürdürmektedir. Yine Türk Tabipleri Birliği ve Tabip odalarımız maalesef tahsil etmekte fevkalade güçlük çektiğimiz üyelik aidatlarından başka bir gelir kaynağı olmadığı halde ücretsiz dağıtılan tıp dergileri çıkarmaya, mezuniyet sonrası eğitim toplantıları yapmaya ve her zeminde hekimlerin özlük haklarını savunmaya gayret göstermektedir. Bu nedenle ancak Türk Tabipleri Birliği ve Tabip Odaları çerçevesinde dayanışmamızı ve örgütlü demokratik mücadelemizi devam ettirmekle daha iyi bir hekimlik ortamına ve özlük haklarına kavuşmamız mümkün olacaktır.
Tabip odalarımıza meslektaşlarımız ve halkımız nezdinde itibar kaybettiren bir durum da odaların siyasetle uğraştığı iddiasıdır. Ne yazık ki bazı illerdeki oda yöneticilerimiz en azından görünüşte bu suçlamaya haklılık kazandıracak eylemlerde bulunmakta, basın ve yayın organlarına beyanatlar vermektedirler. Bununla birlikte hekimlerin toplum sorunlarıyla iç içe yaşayan, sadece bireysel sağlık sorunlarıyla değil de halk sağlığı sorunlarıyla da uğraşan insanlar oldukları göz önüne alınırsa ülkemizde var olagelen her sorunda tabip odalarının da söz söyleme hakkının olduğu hatta bunun bir hak değil vazife olduğu anlaşılacaktır. Dünyada bunca zenginliğe,kaynağa, üretime ve bilgi birikimine rağmen açlığa, yoksulluğa, cehalete, eşitsizliğe mahkum insanlar varsa ve hekimlerin bunlara öfke duymaları siyaset yapmaksa hekimler tabii ki siyaset yapacaklardır. Hekimlerin dünyayı saran terör çılgınlığı ve onun kadar acımasız olan savaş çığırtkanlığı bahane edilerek gündelik toplumsal yaşamın, var olan demokratik hayatın daraltılmasına karşı çıkmaları siyaset yapmaksa hekimlerin bu sorumluluktan kaçamayacakları aşikardır. Toplumsal sorunlarla bu kadarcık bir ilgilenmeyi olumsuz anlamda siyasetle uğraşmak olarak görüp aşağılarsak, esasında toplumsal sorunları bir uzlaşma zemininde çözme sanatı olan siyaseti toplumun sadece belli gruplarına havale edersek, o zaman rejimimizin adı demokrasi olmaktan uzaklaşır; ortaya Nazi Almanyasına, Stalin Rusyasına ya da Mc Carty Amerikasına benzeyen bir ülke çıkar ki bu da ülkemize de milletimize de en büyük haksızlık olur. Bu nedenle yapıcı, üretici siyasetle toplumun her bireyi gibi hekimlerin de, Tabip Odalarının da yasal sınırlar içinde olmak kaydıyla ilgilenmeleri doğal hatta gerekli sayılmalıdır.
Daha güzel 14 Martlarda tekrar birlikte olmak dileğiyle…
Konya-Karaman Tabip Odası Bülteni (Sayı: 16, Mart 2002)nde yayınlanmıştır
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder